Kaydet
a- | +A

Bu gece, daha önce defalarca idrak ettiğimiz kutlu mi''râc gecelerinin insan ruhunu sonsuzluk ve ölümsüzlük sırrına erdiren feyiz dolu atmosferini bir kere daha yaşayacağız. Böyle müstesnâ gecelerin manevî hazzına erebilmek için aslında çok ciddî ve sıkı bir iç hesaplaşmanın kaçınılmazlığı tartışılmaz. Hayatımızın en önemli kesitlerinden sayılan bu önemli geceleri dostlar alış verişte görsün düşüncesiyle sıradan ve göstermelik işlerle geçiştirmek gaflete eşdeğerdir. Nasıl ki koskoca bir ömre bedel hattâ ondan da hayırlı ve bereketli bir Kadir gecesi müjdelenirken biz insanlara sayısız kayıp ve eksiklerini sür''atle telâfî edebileceği imkân ve fırsatlar bahşedilmiştir. Aynen büyük feyiz kaynağı diğer mübarek gecelerde de ilâhî lütuf ve ihsanların coşturan çağlayanı içinde nice cilveli tecellîler görülmektedir. MÎRACIN KELİME MANASI... Mi''râc kelimesi yükselme; yücelere, yukarılara yönelme anlamındaki "urûc" kökünden gelmektedir. Mi''râc; yükselişi sağlayan vasıta, araç anlamına gelir. Bu, günümüz teknolojik imkânları içinde asansör gibi düşünülebileceği kadar merdiven olarak da manâlandırılabilir. Nefsin süflî (aşağılık) tutkularından arınarak sonsuzluk iklîmine kanat açması demektir bir bakıma mi''râc... Yükselmenin sınır tanımayan enginliği içinde gelip geçici zevk ve lezzetlerle aradığı huzuru bulamayan sonsuzluk tâlibi ruh gerçek sükûnu öyle mübarek gecelerde bulur. Yaradılışın manâ ve hikmetine ermek için bu değer biçilmez fırsatı en mükemmel şekilde değerlendirme borcundayız. Tarih boyunca bütün din, ahlâk ve tefekkür sistemlerinde insana belli hedefler gösterilmiştir. Fakat mi''râcın telkîn ettiği sonsuzluk sevdâsı kadar insanı hudutsuz bir yücelme iştiyâkı içinde coşturan başka hiçbir telkîn ve telâkkîden söz edilemez. Hem de nefsin iğrenç tutkularından arınarak aşağıların aşağısı bir derekeden yüceler yücesine yükselişin aykırı uçlarını kısa ömrünün dar çerçevesine sığdıran insana gerçekten gıptayla bakmak gerekir. Peygamber Efendimizin Hakk''ı tebliğ, gerçeği ifade yolunda maddî ve dünyevî hayatın sayısız meşakkat ve sıkıntılarına büyük bir tahammül ve fedakârlıkla göğüs germesinin mükâfatı olarak kesâfetten letâfete, zulmetten nura, zahmetten rahmete yol veren akıl almaz cilve ve tecellîleri zamansızlık âleminde mi''râc olarak gerçekleşmiştir.

İNKARCILARI ŞAŞKINA ÇEVİRMİŞTİR... Mi''râc hadisesi inkârcıları şaşkına çevirirken mü''min gönülleri bambaşka bir heyecan ve iştiyakla donatmıştır. Günümüzde olduğu gibi daha önceki bazı gönlü hasta olanları da inkâr ve tereddüte sevk eden takıntı ve sorular, genellikle ilâhî kudret ve azamete bîgâne (habersiz) kalmanın hastalıklı yaklaşımıdır. Burada önemle vurgulanması gereken husus, mi''râc olayının alelâde bir tabiat olayı olmaktan öte harikulâde şartlarda gelişmiş ilâhî bir mucize olduğu keyfiyetidir. Mi''râc konusuna sıradan bir olay gözüyle bakanlar mes''elenin manevî boyutlarını hiçe sayarcasına bu çok anlamlı geceyi hâşâ basite indirgemenin yollarını aramış durmuşlardır. Beşer zekâ ve arayışının mahsûlü son teknolojilerin insanlık âleminin maddî egemenliği konusunda getirdiği akıllara durgunluk veren gelişmeler, önce pek çok kimsenin hayâl bile edemeyeceği bazı oluşumlar, sıradan olaylar gibi görülmeye başlandı. Pozitif bilimler çerçevesinde ulaşılan bu önemli noktanın ilâhî kudret ve mucize söz konusu edildiği zaman gündeme getirilmesi iman ve teslimiyet konusuna kasıtlı ambargo koyma anlamı taşımaz mı? Mi''râc sadece ruha olmuştur diyenler bunun yalnız hâşâ herkesin görebileceği cinsten bir rüya olduğunu söylemekle ne kadar basit ve anlamsız bir iddianın içine girmiş oluyorlar! Mi''râc gecesinin mü''mine telkîn ettiği en önemli gerçek maddî hırs ve tutkuların yoğunluğundan kurtularak manâya yönelmenin sonsuza tâlip insan ruhunun muhtaç olduğu kulluk şevk ve kararlılığını gönlünde dâimâ dipdiri tutmasıdır. Bu da yüce Peygamberin erdiği müstesnâ mazhariyetlerden kendi kapasitesi ve nasîbi ölçüsünde faydalanabilen insanın bu geçici âlemde ele geçirdiği en önemli fırsattır. Nefis muhasebesi (özeleştiri) bu müstesnâ imkân ve fırsatların değerini bildiğimizin en şaşmaz ölçüsüdür. Kendimizi ciddî anlamda tartıya çıkarmadan ham hayâllerle sonsuzluğa kanat açmak mümkün değildir. Ne mutlu kusur ve eksiklerini görüp de onların telâfîsi için üzerine düşeni gücü yettiğince yerine getirebilenlere!