"İnsan ne kadar göz kamaştırıcı medeni ve kültürel seviyede olursa olsun, eğer "Nefsini ve dolayısıyle Rabbini tanıma" yolunda küçük de olsa bir uyanışı yaşamamışsa onun kendini akıl almaz tecessüs ve meraklardan kurtarabilmesi imkansız gibi bir şeydir. Bu tecessüs ve meraklar birkaç önemsiz takıntıdan ibaret değildir. Söz gelimi bu falcılık, büyücülük, medyumluk gibi şeylerden başlayarak daha ciddi görünümlü bir dizi teşebbüse kadar uzanabilir."
İnsanlar hangi bilim, kültür, teknoloji seviyesine ulaşırlarsa ulaşsınlar çoğu zaman kendilerini bazı ilkelliklerden kurtaramıyorlar. Bazı tarihçi ve sosyologların toplumları yaşadıkları çağa göre yapmaya çalıştıkları sınıflandırmaların çok fazla inandırıcı olduğunu söylemek zordur. Çünkü meydana çıkarılan bazı tarihî ve arkeolojik belgeler daha önce adeta postülat haline gelmiş telakki ve değerlendirmeleri neredeyse tamamen hükümsüz hale getirdi. Aslında burada tarihî olayları ve gelişmeleri sosyo-kültürel bir sistematik içinde tartışma konusu yaparak sevgili okuyucularımızı cum''a gününün feyizli ortamından uzaklaştırmak niyetinde değilim.
YANLIŞ SAPLANTILAR Maksadım en küçük manevî bir tezahür veya eğilimi, dinle, metafizikle ilgisi dolayısıyla tezyîfe, aşağılamaya yeltenen kimselerin zaman zaman ne kadar boş ve uydurma kavram ve merakların peşine düştüklerini göstermektir. Bazı çevrelerde yaygın kanaate göre ilkel insan tarihin ilk dönemlerinde yaşayan taş devri insanıdır.
Onlar, uzay çağında ekvator bölgelerinde insan eti yiyen yamyamları veya son derece basit ve ilkel hayat süren pigmeleri herhalde görmezden gelmiyorlar. Tabii bu tarz bir itiraza, bunun küçük bir istisna teşkil ettiği şeklinde cevap vereceklerdir. Bu bakımdan biz misallerimizi ciddi eğitim almış, medeni ortamlarda yetişmiş, dünya ile her türlü iletişimi sağlamış kişilerden vermek istiyoruz. Kişi deyince belli şahısları deşifre edeceğimiz anlaşılmasın. Elbette ki, şahısların isim ve cisimlerinden çok temsil ettikleri zihniyet ve eğilimler önemlidir. Evet insan ne kadar göz kamaştırıcı medeni ve kültürel seviyede olursa olsun, eğer daha önceki yazılarımızda üzerinde önemle durduğumuz "Nefsini ve dolayısıyle Rabbini tanıma" yolunda küçük de olsa bir uyanışı yaşamamışsa onun kendini akıl almaz tecessüs ve meraklardan kurtarabilmesi imkansız gibi bir şeydir. Bu tecessüs ve meraklar birkaç önemsiz takıntıdan ibaret değildir.
BİLİNMEYENİ KURCALAMA Söz gelimi bu falcılık, büyücülük, medyumluk gibi şeylerden başlayarak daha ciddi görünümlü bir dizi teşebbüse kadar uzanabilir. Hiçbir mantık ve izahı olmayan bir anlayışla bazı şahıs ve eşyaya sebepsiz kutsallık ve dokunulmazlık yakıştıran tabu kavramını hayatlarının vazgeçilmez prensibi gibi görürler. Halbuki tabu kavramı dinler tarihi ve din sosyolojisi disiplinleri içinde görüldüğü üzre ilkel insana özgü temel özelliklerdendir. Bazı ideolojik ve kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü cemiyetlerde icra edilen toplantılardaki çeşitli lâdînî olduğu ısrarla vurgulanan merasim ve kültlerin ciddi bir bilimsel tartışmaya dayanabilir tarafını bulanlara aşk olsun denilir. İnsan yapısında bilinmeyeni kurcalama zaaf ve merakı vardır. Belki bu ilmî çalışmalar için önemli bir motivasyon ve ivme sebebi olarak görülebilir. Fakat bu merak insanın öğrenme imkanlarının ulaşabildiği alan içinde kalırsa böyledir. Ama böyle değil de insan öğrenebilmesine hiçbir şekilde imkan ve ihtimal bulunmayan birtakım esrarengiz, gizemli, ezoterik merakların peşine takılırsa farkında olarak veya olmayarak gaybı, bilinmesine yol olmayan konuları kurcalamaya kalkar. Başkalarının ulaşamadığı çok ilginç ve garip şeyler öğrenerek aklınca kendine müstesna bir pâye kazandırma hayal ve kuruntularına dalar.
MANASIZ TUTKULAR Bu amaca ulaşabilmek için sosyal mevkîini hiç düşünmeden falcılara, medyumlara, ruh çağırdığını iddia ettiği kimselere abone olur. Bu manasız ve boş tutkular ona bırakın bilimsel hayatın sistematiğini günlük vecibelerini bile unutturmaya başlar. Kendi mantığı içinde fevkalâde tutarlı ve sistematik olan dînî akidelere hakaret gözüyle bakan bu insanlar kendi perişan durumlarının farkına bile varmazlar. Çünkü bilimselliği kontrol edecek bilim adamının hür ve bağımsız bilim yapabilme ortamı demek olan paradogmaları kaybetmişlerdir. Çoğumuzda şimdi bazı sosyete çevrelerinde ruh çağırma, fal baktırma gibi şeyler önemli bir ilericilik ve modernite göstergesi sayılmaktadır. Hatta normal ve meşru yollardan ulaşılamayan emel ve hedeflere büyücü ve sihirbazlar kanalıyla ulaşabilmeyi marifet sayan kişiler de toplumda her geçen gün artmaktadır.Oysa ki, insana düşen Yüce Allah''ın kendine ihsân ettiği zekâ ve yetenekler ölçüsünde yararlı ve öğrenilebilen bilgileri elde ederek bunlardan en mükemmel bir şekilde istifade edebilmektir. Yoksa değerli ömrünü ne idüğü belirsiz saçmalık ve hurâfelerle tüketmek değildir.
CAHİLLİĞİN BÖYLESİ Yıllarca önce nezih bir bürokrasi ortamında ilk defa karşılaştığım birisi tarafından imtihan ve istıntak edilircesine bazı sorulara muhatap edilmiştim. Soruları soran umursamaz bir edâ içinde adeta ne cevap verirsen ver söyleyeceklerin beni hiçbir şekilde tatmin etmiyecektir tavrı sergiliyordu. Tabii o zaman yaşım oldukça gençti. Buna rağmen olması gerektiği kadar ciddi ve vakur davrandığımı sanıyorum. "Medeniyet ve Din kelime olarak aynı kökten türemiştir değil mi?" diyordu. Ben de o günkü gramer bilgilerim içerisinde etimolojik olarak "medeniyet" kelimesinin şehir anlamına gelen "medine" isminden türetildiğini, hatta aynı kökten "temeddün, mütemeddin" gibi kelimelerin de iştikak ettiğini, "din" kelimesinin ise tamamen farklı bir kelime olduğunu ifade ettim. Zaten daha tartışmanın başlangıcında olumsuz bir edâya bürünen dostumuz tabii fevkalade umursamaz ve hatta aşağılayıcı bir şekilde benim saçma sapan, mesnetsiz şeyler söylediğimi haykırarak acaip bir davranış içerisine girdi.
YANLIŞI TABULAŞTIRMA Temelde onun maksadı medeniyet ve din aynı şeyler olursa birinin varlığı diğerine ihtiyacı ortadan kaldırabilir demagojisini gündeme getirmekti. Açıkçası o demek istiyordu ki, bir insan veya toplum, yeteri kadar medenileşirse dinin artık o kimse veya toplum için hiçbir önemi kalmaz. Dolayısıyla medeni âlemde bugün artık dinin hiçbir önemi ve fonksiyonu kalmamıştır. Ben o gün pek üzerinde durmamıştım ama şimdi daha iyi anlıyorum ki, yerine göre bazılarının kafalarındaki sakat görüşleri tabulaştırarak onu her türlü değerin üzerine çıkarma gayretiyle böyle anlamsız iddialarla bütün insanlık âlemini karşılarına almaya cür''et edebiliyorlar.

