İnsan, gerek beden gerekse ruh yapısı itibariyle daima huzurlu ve sakin ortamların özlemi içinde olmuştur. Her ne kadar bazıları heyecan ve macera düşkünü imaj ve görüntüsü verseler de insan ruhunun tercihi temelde huzur ve sükûndan yanadır. Ardı arkası kesilmeyen stres ve gerilimlerin yerini gönlü ve kafayı dinlendirecek sade ve telâşsız bir ortama terk etmesi, fizikî varlığımız kadar psikolojik yapımızın da en tabîî ihtiyacıdır. Monoton, tekdüze bir hayatın usanç veren heyecansız ve durağan hâlinin birçokları için çekilmez olduğunu elbette ki inkâr edecek değiliz. Ancak şu kadar var ki akıllı ve dengeli insanlar, geleceğe yönelik çok faydalı birtakım proje ve teşebbüslerini böyle bir sükûnet ortamı içinde gerçekleştirebilirler. Demek oluyor ki insan, ilâhî bir ihsan olan üreticilik özelliğini yeni ve orijinal oluşum ve açılımlara kaynak olacak fizikî ve psikolojik potansiyelini sergileyebileceği elverişli bir ortama muhtaçtır. Şu halde psiko-sosyal yapısı her türlü rasyonel ve gelişimci atılıma müsait olan sükûnet ortamını ilâhî bir lütuf olarak kabul etmek gerekecektir. Aksine olayın analizini iyi yapamamış kimselerin aceleci ve fevrî değerlendirmeleri doğrultusunda bıkkınlık ve usanç veren bir sızlanma konusu olarak değil! Evet, aksiyon ve aktivite (eylem) güç ve motivasyonunu heyecan ve hareketlilikten alır. Fakat unutmamak gerekir ki sonucu hayırlı ve faydalı bütün aksiyon ve teşebbüsler en verimli ürünlerini huzurlu ve dağdağasız ortamlarda vücuda getirirler. Esasında zuhura gelen yüz güldürücü sonuçlar, gerçekleşme süreci içerisindeki hareket ve dinamizmi hesaplı ve planlı bir organizasyonun vazgeçilmez gereği olarak kendi öz bünyelerinde geliştirirler. Aynen çarkın dişlilerinin tam bir uyum ve âhenk içinde çalışması gibi. Yoksa mevcut huzur ve düzeni bozmaya yönelik bir faaliyetle usanç verici buldukları tekdüzeliği macera ve heyecana dönüştürme çabası içine giren sergüzeşt düşkünü sorumsuzların yaptığı gibi değil.
Fitnenin olduğu yerde huzur yoktur Aslında insanlar kendi hareket serbestîlerini, davranış özgürlüklerini diğer bireylerin haklarına ve özgürlüklerine saygı ve riayet esası üzerinde yürütmüş olsalar, sosyal kargaşa ve keşmekeşi daha kaynağındayken bertaraf etme şansını yakalamış olurlardı. Toplumların üniversal (evrensel) adalet ve hakkaniyet esaslarına bağlılık konusunda duyarlı hâle gelmeleri, pek çok ihtilâf ve çatışmanın kökünden halledilmesini mümkün kılacaktır. Tarih boyunca genellikle muhteris, maceraperest ve fitneci insanların tahrik ve kışkırtmalarıyla süregelen savaşlar insanlık için daima onulmaz hüzün ve hüsran sebebi olmuştur. Ancak ne var ki insanlık, hasret kaldığı huzur ve barışı yakalayabilmek için zaman zaman savaşın çekilmez çile ve sıkıntılarına katlanmak, savaşa savaşla mukabele etmek zorunda kalmıştır. Fakat adalet ve insaftan yana olanlar, sulh ve sükûnu her zaman vazgeçilmez amaç olarak görmüşlerdir. Semâvî dinler, köklü ahlâk ve tefekkür sistemleri prensip olarak barışa öncelik tanımıştır. Kur''ân-ı Kerîm "sulh (barış) en iyi ve hayırlı olanıdır" hükmüyle bu gerçeği tartışmaya mahal bırakmayacak bir netlikle ortaya koymuştur. Kur''ân-ı Kerîm''in pek çok âyetinde ve Peygamber Efendimizin çeşitli hadîslerinde kargaşa ve anarşi sebebi olarak gösterilen "fitne", çok sert ve kesin bir ifadeyle kötülenmiş ve şiddetle yasaklanmıştır. Hicrî 6. asrın büyük âlimlerinden er-Râgıp el-Isfehânî, Kur''ân-ı Kerîm tefsîri konusunda unutulmaz hizmetler îfâ etmiş, yazdığı muazzam ve muhallet (ölümsüz) eserleriyle bizlere çok kıymetli bir ilim ve feyiz hazinesi hediye etmiştir. Kur''ân-ı Kerîm''deki kelimelerin çeşitli ve farklı âyetlerde birbirinden ayrı manâlardaki kullanış ve özellikleriyle ilgili olarak aktardığı faydalı bilgilerin yer aldığı "el-Müfredât" isimli değerli eserinde fitne konusunu ilgi çekici bağlantı, irtibat ve iltisakları içinde çok sistematik bir yapı içinde dile getirmiştir. Bazı âyetlerde azap ve sıkıntı manâsına gelen fitnenin azap ve sıkıntıya yol açan olay ve davranış anlamına da geldiğini, bazen de sınama ve deneme karşılığında kullanıldığını çeşitli âyetleri belli bir düzen içinde sıralayarak göstermektedir. Sonuç olarak ağırlıklı şekilde fitnenin insanlar tarafından ihdas edilen bozguncu ve yozlaştırıcı türünün Kur''ân diliyle şiddetle yasaklandığını beyan eder.
Mü''min, huzur ve sükûn içindedir El-Isfehânî adam öldürmek, cana kıymak anlamına gelen "katil"den çok daha zararlı ve tehlikeli olan "fitne"den insanların olabildiğince uzak kalma konusunda dikkat ve titizlik göstermeleri hususunu önemle vurgulamaktadır. Peygamber Efendimizin "fitne, uykudadır. Onu uyandırana Allah lâ''net etsin" ifadeleriyle kesin ve net bir şekilde yasakladıkları bozguncu ve huzur kaçıran davranışların sağduyulu insanlarca hiçbir şekilde tasvip ve destek görmesi söz konusu edilemez. İslâmiyet''e samimiyetle gönül bağlamış olanların fitne, anarşi ve kargaşayı değil; huzur, sükûn ve barışı tercih etmelerinin bir din, iman ve iz''an borcu olduğunu unutmamak gerekir.

