Kaydet
a- | +A

Ahlâk ve ahlâklı davranış, sadece insanı ilgilendiren bir kavramdır. İnsanın dışındaki diğer varlıkların yaşayışında yüce Allah tarafından kurulmuş bir düzen ve sistem olmakla beraber bu işleyişin cereyanına bu canlıların hiçbir katkısı yoktur. Onlar, hemcinslerinin tek başına veya toplu olarak gerçekleştirdikleri davranışları şu veya bu şekilde değerlendirip kritik edemezler. Kısacası onlarda otokritik (özeleştiri) olmadığı gibi başkalarını eleştirme şuuru da yoktur. Dolayısıyla insan dışındaki canlılarda herhangi bir ahlâkî ölçü ve sistemden söz edilemez. İnsan, söyledikleri ve yaptıklarının manâ ve içeriğini değerlendirme dirâyet ve yeteneğinde yaratıldığından toplum içinde sosyal ve ekonomik açıdan ne kadar güçlü konumda olursa olsun kendisini vicdanî ve manevî sorumluluktan kesinlikle soyutlayamaz. Acımasız, zalim ve gaddar olmakta beis görmüyormuş havalarında kimseyi kaale almayan bir vurdumduymazlık sergilese bile iç dünyasındaki huzursuzluk ona hiçbir şeyden tad ve haz duyma imkânını tanımaz.

Kendi kendileriyle kavga edenler Gününü gün etme iddia ve eğiliminde olan oportünist (menfaatperest) ve bütün amacı ne şekilde ve ne yolla olursa olsun dünyadan kâm ve haz alma hırs ve tutkusuna kapılmış hedonistler kendi şuur ve idraklerinin özbenliklerine onay vermemesi sebebiyle onulmaz bir huzursuzluk içinde bunalırlar.

Hayvanlar gibi sadece duygusal refleks ve içgüdülere dayanan bir hayatta ahlâkî değerlerden söz etmenin bir anlamı yoktur. Özetle ifade etmek gerekirse böyleleri ahlâk kavramından nasibi olmayan kişilerdir. Şahsî çıkarları için başkalarının insanlık hak ve haysiyetini hiçe sayan, müşterek hukukî ve insanî ilişkilerde her türlü adalet ve insaf ölçüsünü kaybederek akla gelmez aşağılık iftira ve ithamlarla başkalarını karalayan ve bu yolla kendine daha elverişli bir menfaat ve sözüm ona itibar ortamı hazırlamaya çalışan öyle süflî insanlık yoksunları vardır ki toplumda böylelerinin varlığı vicdanlı insanlar için çok büyük bir huzursuzluk ve tasa kaynağıdır. Bunlarda her türlü manevî otoriteye baş kaldırma cür''etkârlığı dizginlenemez hâle geldiğinden onlar için Allah korkusundan bahsedilmesinin hiçbir anlamı kalmamıştır. Böyleleri tamamen antisosyal ve anarşik bir ruh yapısına sahip olduklarından manevî müeyyidelerle bunlara herhangi bir ihtar ve ikazda bulunmanın hiçbir etkisi olmaz. Bunlara karşı mevcut hukukî normların gereği olan adalet ve hakkaniyet kurallarını hiç müsamahasız uygulamaktan başka bir çıkar yol görünmemektedir. Hazreti Peygamber (s.a.v.) toplumun üzerine kâbus gibi çöken zulüm ve günahları bazı hadîs-i şerîflerinde çok vecîz ve anlamlı bir teşbîhle zulümât (karanlıklar) olarak nitelemiştir. Toplumda kul haklarını çiğneyen zalimler yaşadıkları ortamı alabildiğine umutsuzluk ve kasvet bulutlarıyla karartırlar. Sayılarının artması cemiyeti âdetâ içinde yaşanılmaz bir iğneli fıçıya döndürür.

İyilik yapan iyilik bulur Kul haklarına saygısızlık şöyle dursun insanî duyguları coşturan feragat ve fedakârlık duygularıyla yeri geldiğinde kişisel çıkarlarını hiçe sayabilecek üstün ahlâk iradesi gösterebilen gerçek insanlık kahramanları beşer toplumunun en büyük bahtiyarlık ve mazhariyetidir. Vicdanındaki muhasebe (kendisiyle hesaplaşma) şuuruyla ferdî olgunluk ve erdemleri benliğine sindiren bazı kâmil (olgun) şahsiyetler toplumsal ilişkilerinde öyle ibretli ve etkili davranışlara imza atarlar ki bu hareketleriyle en vurdumduymaz kişileri bile kendilerine hayran bırakırlar. Fakat onların gerçek gayesi insanlar nezdinde saygın ve itibarlı bir konuma sahip olmak değildir. Gerçek ahlâk kahramanlarının en önemli özelliği onların davranışlarındaki ilim, irfan ve sorumluluğa dayanan hareketlerin her türlü çıkar kaygısından soyutlanmış gerçek bir hulus ve samimiyet belirtmesidir. Onlar hakikî anlamda ihlâslı ve içten davranışlara yönelmiş ve bu konuda nefsaniyetin ve egoizmin aşağılık hesaplarından kendilerini olabildiğince kurtarmışlardır. Peygamberler bu ahlâk kahramanlarının başkumandanları, onların izinde giden velî ve salih kullar da bu yolun hulus ve içtenlik timsali gerçek erleridir. Tarih boyunca bu ahlâk kahramanları kâmil kişilerin sayısı hiçbir zaman büyük meblağlara ulaşmamış, belki çok mahdut sayıyla sınırlı kalmıştır. Ama onların birinin varlığı bile bir toplumun hayat veren can damarı mesâbesinde değerlendirilmiştir. Her önüne gelenin kâmil (olgun) bir şahsiyet olmasını beklemek ham hayâl olur. İnsanlık özellikleri bakımından bütün insanlar müşterek ve eşit olsalar da sosyal, kültürel, ekonomik ve idarî ortamların farklılığı, alınan eğitimin seviye ve muhtevasını da farklı kılmaktadır. Ayrıca kişinin nefsinin aşağılık tutku ve isteklerinden vazgeçebilme konusundaki sebat ve kararlılığı sabır ve tahammülü ilâhî rızaya ulaşma konusundaki istek ve ihlâsı kemâle ulaşmanın en önemli motivasyon kaynağını teşkîl eder. Yüce Allah bu fânî âlemdeki sayılı günlerimiz tükenmeden olgunluğa erme yolundaki şevk ve gayretimizi artırsın!