İran, tarihî gururuna ve devlet ananesine dayanarak, ideolojisine ve petrolüne güvenerek global bir güç olmak sevdasındadır. Osmanlılar vaktiyle buna izin vermemişti; Amerika’nın da kolay kolay vereceği yoktur...
İran, tarihte en büyük medeniyetlerden birisine sahne olmuş ülkedir. Hazret-i Ömer zamanında Müslümanlarca fethedilmeye başlandığında, burada Zerdüşt dininden Sasanî İmparatorluğu son demlerini yaşıyordu.
Müslümanlıkla tanıştıktan sonra da bu yeni medeniyete mühim katkıda bulundu. Çok âlimler yetiştirdi. Ehl-i sünnet inancının esaslarını ilk kaleme alan ve bugün dünya Müslümanlarının beşte üçünün (Türklerin de) mensup olduğu İmam Ebu Hanife, İranlı olduğu gibi, bu inancın en güçlü aleyhtarlarının merkezi de İran olmuştur.
Boş taht
Abbasî halifesi Memun zamanında İran’da otonom hükûmetler kuruldu. Zamanla iktidar Türklerin eline geçti. İran’ı, -kısa bir Afgan ve Kürt sülâleler devresi sayılmazsa- takriben bin sene Türkler idare etti. Gazneliler, Selçuklular, İlhanlılar, Timuroğulları, Akkoyunlular, Safevîler, Afşarlar ve Kaçarlar İran tahtını elinde tuttu. Selçukluların taht şehri Rey, bugünkü Tahran yakınlarındadır.
İran, bir ara Cengiz işgaliyle ağır felaketler yaşadı. Bunu takiben Hasan Sabbah adındaki bir çılgının kurduğu Bâtıniye Devleti, İran’da Şiîliğin yayılmasına sebebiyet verdi. Hazret-i Ali taraftarı olarak ortaya çıkan Şia, dünyanın en eski siyasi fırkasıdır.
1502’de bir darbeyle İran tahtını elde eden Şah İsmail Safevi, bu fırkadandı. Dört yana gönderdiği propagandacılarla inancını yaymaya çalıştı. İran’ın resmî dini hâline getirdi. O ve torunu Şah Abbas zamanında bu mezhebe mensup olmayanlar katliama tabi tutularak İran’da tek bir Sünni kalmadı.
Kozmopolit halk-Tek ideoloji
Safevilerin Bağdad’ı işgali ve propagandacılar vasıtasıyla mezheplerini yayma faaliyeti, Osmanlıları tedirgin etmiş, Yavuz Sultan Selim’den itibaren bir asır boyunca devam eden harbler Bağdad’ın nihai fethiyle Osmanlılar lehine bitmiş, ama İran Türk ve Sünni İslam dünyasının birliği için bir tehdit olmaktan çıkmamıştır.
Bugün İran’ın resmî mezhebi Şia’nın İmamiye koludur. İran’ın Batı sınırında Sünni-Şâfiîler, Doğu ve Güneydoğu sınırında Sünni-Hanefî Beluciler, Şark sınırındaki Sünni-Hanefi Farslar ve Türkmenler yaşar. Şiî olmayanlar, nüfusun %30’undan çoktur. Ama Sünnilerin dinî hürriyeti tanınmamaktadır.
Çok çeşitli İran kavimlerinden Farslar (Persler), iki bin senedir İran’ın hâkim halkıdır. Buna yakın sayıda Azerbaycan Türkü vardır. Ayrıca Kürt, Beluci ve Türkmen yaşar. Enteresan olan İran’da Fars kültürü hâkim görünse de siyasi iktidar ve ekonomik güç Azeri Türklerinin elindedir. Hâlihazırda rehber ve reisicumhur Azeri’dir.
İlk Fars hükümdar
Şah İsmail Safevî’den sonra gelen İran şahlarından birkaçı, mesela II. İsmail Safevi ve Şah Muhammed Kaçar Sünnî idi. Nadir Şah Afşar da bu mevzularda ılımlı bilinir.
I. Cihan Harbi’nde Türk, Rus ve İngiliz mücadelesine sahne olan İran, 1919’da Türk ve Rusların çekilmesiyle tamamen İngiliz nüfuzuna girdi. 1921’de Sovyet yanlısı bir darbe ile Rıza Pehlevi diktatör oldu. 1925’te de Kaçar hanedanını tahttan indirerek kendisini Şah ilan etti. Böylece VII. asırda Müslüman Arapların fethinden beri ilk defa İran’da iktidara Fars ırkından biri geçiyordu.
Şah, memleketi, hayranı olduğu komşusu Türkiye’ye benzer şekilde reforma tabi tuttu. Şah Rıza, ülkedeki vakıfları ve hazinenin beşte birini ellerinde tutan güçlü ruhban sınıfı "Ayetullahlar"ın nüfuzunu kırmaya çalıştı. Ancak ülkeye sızan Alman nüfuzuna engel olmayı reddettiği için, 1941’de Almanya’nın düşmanı İngiliz ve Ruslarca tahttan indirilip sürgüne gönderildi; tahta genç oğlu Muhammed Rıza çıkarıldı.
İngiltere’nin âli menfaatleri!..
Şah Muhammed Rıza, memleketini siyasî ve ekonomik cihetten Orta Doğu’nun en güçlü devletlerinden biri hâline getirdi. II. Cihan Harbi'nin ardından Soğuk Harb devrinde İngiltere Orta Doğu’daki yerini yavaş yavaş ABD’ye devretti.
Sovyet korkusu sebebiyle ülkedeki komünistleri baskı altında tutan Şah’a karşı solcu cephe kuruldu, hatta suikastlar tertiplendi. Hanedana ait toprakları halka devretmek istediyse de bu galeyanı engelleyemedi.
Sovyet desteği ile sokaklara dökülen halkı teskin için Nisan 1951’de 70’indeki Musaddık’ı Başbakan yaptı. O da hem milliyetçi, hem sosyalist, hem de dindar bir Şii gibi görünerek kitleleri kendisine bağlamayı bildi.
İlk icraatı sonradan BP ismini alacak olan, İngiltere’nin denizaşırı en büyük yatırımı Anglo-Iran Petrol şirketini devletleştirmek oldu. İngiltere misilleme yaptı. İran ekonomisi çöktü. Giderek diktatörleşen Musaddık, İngiltere ile münasebeti kesti. İngiltere ile Amerika anlaşıp 1953’te Musaddık’ı devirdi.
Şah'ın tahtında Humeyni
İran için bir şans olan Şah Rıza’nın din ve dünya görüşü, bir hac seyahati esnasında değişti. Memleketine döndüğünde Şiî olmayanlara dinlerini öğrenme, yaşama ve öğretme hürriyetini tanıdı. Zevcesi Süreyya hatıralarında Şah’ın dini bütün bir insan olduğunu ve beş vakit namaz kıldığını söyler.
1963’te Fransa ve Sovyetlerin desteğiyle başlayan ikinci bir muhalefet dalgası, hareketin lideri Humeyni’nin sınır dışı edilmesiyle söner gibi oldu. Humeyni Bursa’da ve sonra Fransa’da yaşadı. Bir toprak ağası tarafından öldürülen babasının katlinden Şah’ı mesul tutmuş ve düşman olmuştu. 1950’den beri "Ayetullahların" başındaydı.
Şah’a düşmanlıkları giderek artan din adamları, komünistlerin de desteğini alarak 1979’da yeni bir ayaklanma tertipledi. İç harbe sebep olmak istemeyen Şah, memleketi terk etti. Her şeyden ümidini kesip Fas’a yerleşmek üzere olan Humeyni, Fransızlar tarafından İran’a getirtilip başa geçirildi.
Pimi çekilmiş bomba!
İran’da adına "İslam Cumhuriyeti" denilen teokratik bir otoriter rejim kuruldu. Eski devre mensup on binlerce insan ülkesini terk etti veya idam olundu. Şiî olmayanlara tanınmış bütün hürriyetler kaldırıldı. Sovyetlere karşı Yeşil Kuşak kurma derdindeki ABD, affedilmez bir hata yaptı. Kansere yakalanan Şah’tan yüz çevirip, bu yeni rejimi destekledi. Ama bomba elinde patladı!
Şah 1980’de Mısır’da vefat etti. 1960 doğumlu oğlu Veliaht Rıza, şahlık davasının başına geçti. "Ebedî Şef" ilan edilen ve dinî merkez Kum’a yerleşen Humeyni 1989 yılında öldü. Bugün İran, "Ayetullahlar" ile inkılap muhafızları tarafından idare olunan büyük bir şirket gibidir. Birinci grup, kıymeti biçilemeyen vakıfların gelirlerini ellerinde tutar. İkincisi ise ekonomik hayata hâkimdir. Bazılarının ümit bağladığı Azeriler ise esasen rejimin ana unsurlarıdır.
Bahreyn’den Yemen’e, Lübnan ve Suriye’ye kadar Şii nüfusun bulunduğu her memlekette birtakım operasyonlarla siyasi nüfuz kurmaya çalışır. Bir "hilal" şeklinde Orta Doğu’da Müslüman memleketleri kıskaç içine almaya uğraşır. Bu ideal için yılmadan mücadele eder. Müslüman âleminde çok az insan bunu fark etmiş, İran rejimini tenkit edenler, ümmeti bölenler olarak damgalanmıştır. Üstelik İran inkılabı, "radikal İslamcı"ların hayallerini süsleyen bir numune teşkil etmiştir.
Müzmin Amerika ve İsrail düşmanı görünen İran’da, Fransız, Alman ve Rus tesiri hayli fazladır. İran, tarihî gururuna ve devlet ananesine dayanarak, ideolojisine ve petrolüne güvenerek global bir güç olmak sevdasındadır. Osmanlılar vaktiyle buna izin vermemişti. Amerika’nın da kolay kolay vereceği yoktur. Almanya, Fransa ve Rusya dize geldikten sonra, İran’a kim yardım edebilir?

