İlmin temîn edeceği yüksek dereceler husûsunda, Kur'ân-ı kerîmde, müteaddid âyet-i celîleler ve Peygamber Efendimizin birçok hadîs-i şerîfleri vardır.
Bilindiği üzere, ilk emri, “Oku” diye başlayan İslâm dîninde ilme büyük ehemmiyet verilmiştir. İlim mevzûunda, ilmin temîn edeceği yüksek dereceler husûsunda, Kur'ân-ı kerîmde, müteaddid âyet-i celîleler ve Peygamber Efendimizin birçok hadîs-i şerîfleri vardır. Neden?
Çünkü, şüphesiz ki kâmil bir îmân, tâm bir tâat ve ibâdet, Allahü teâlâya ve Resûl-i Ekremine bi-hakkın itâat ve ittibâ, iyiliği emretme ve kötülükten nehyetme, cihâd, i'lâ-yı kelimetullah için yapılacak çalışmalar, İslâmı en iyi şekilde teblîğ, Allah yoluna da'vet ve sâir hizmetler, lâyıkı vechile, ancak ilim, irfân ve hikmetle yapılabilir.
Kur'ân-ı kerîmde en çok geçen kelime, “Allah” lafz-ı celâlidir. Bu kelime, değişik şekillerde 2.697 defa geçmektedir. Kökü “alime” olan “ilim” kelimesinden müştak (türemiş) olan kelimeler de, Kur'ân-ı kerîmde pekçok defa zikredilmiştir. Mu'cemlerden, fihristlerden yaptığımız bir araştırmaya göre, bu kelimelerin sayısı toplam olarak 676 (altıyüz yetmişaltı)dır ki, “Allah” kelimesinden sonra, Kur'ân-ı kerîmde en sık geçen kelimelerden biri olduğunda şüphe yoktur.
Peygamberimiz, ilmin önemi ve âlimlerin fazîleti üzerinde o kadar durmuştur ki, iki sınıf dışındaki insanlarda âdetâ hayır olmadığını söylemiştir. Bu iki hayırlı sınıf ise, âlimler (ilim adamları) ve müteallim(talebe, öğrenci)lerdir.
Bir hadîs-i şerîfte, “Ancak 2 kişiye gıpta edilir: Bir adam ki, Allahü teâlâ ona ilim vermiştir, o kişi o ilimle amel eder ve onu başkalarına da öğretir. Diğeri ise, bir adam ki, Allahü teâlâ ona mâl vermiştir ve onu, o malı hayırda harcamağa muvaffak kılmıştır” buyurulmuştur.
[Yine Peygamberimizin, 4 sınıftan (âlim=öğreten, müteallim=öğrenen, müstemi’=dinleyen ve muhib=seven) biri olmayı, 5. gruptan olmamayı tavsiye etttiğini de biliyoruz: "Ya âlim veya öğrenici yahud dinleyici olarak veyahud da (bunlara) muhabbet besleyerek hâl ve istikbâlini te'mîn et. (Bu dört grubun dışında) beşinci olma, yoksa helâk olursun" buyurmuştur.
Bilinmeyen konuların, mutlakâ ilim ehli kimselere sorulması, Kur'ân-ı Kerîm'de geçen bir emirdir. Bir müctehide tâbi olmanın vâcip olması hükmü, bu âyet-i kerîmeden istinbât olunmaktadır.
Müslümânlar içinde, terbiye ve aydınlatma işiyle görevli husûsî muallimlerin bulunması gerekir. İslâm nazarında öğretmen yetiştirilmesi, her türlü ihtiyâçtan önce gelmektedir.
Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Gazâlî (rahimehüllah), her şehirde, akâid konusunda ortaya çıkacak tereddütleri gidermek için, bir İslâm âliminin bulunmasının farz-ı kifâye olduğunu belirtmektedir.
İmâm-ı A’zam’ın (radıyallahü anh) “el-Fıkhu’l-Ekber” ismli, kıymetli, muhtasar akâid kitâbında ve onun değerli bir açıklaması olan Ebu’l-Müntehâ Şerhi’nde, tereddüdünü izâle edecek âlime giderken, yolda ölme ihtimâline binâen, “Ey Allah’ım! Bu konunun doğrusu ne ise, ben o şekilde inandım demesi gerekir” diye yazılıdır.

