Kaydet
a- | +A

"Sen müşfik bir baba gibi davrandın. Beni öldürmen mümkünken canımı bağışladın. O güzel, temiz ellerini, çirkin kanımla kirletmedin!"

Eşkıya, renkli hayatını, yaptıklarını enine boyuna saydı, döktü sıkılmadan. Sonra da;

- Niçin öldürülmek istendiğimi anlatabildim mi yiğidim?

Dedi. Boynunu büktü. Mahcup vaziyette ellerine sarılıp;

- Başkaları beni alt etseydi, hançeriyle sırtıma çıksaydı, hiç tereddüt etmeden öldürür, sonra da etlerimi lime lime yapar, buradaki ağaçlara tek tek asar, kurda, kuşa yem ederdi. Bununla yetinmez, kellemi bir mızrağa takıp sokaklarda gezdirir; “İşte yedi başlı canavar eşkıyanın sonu!” diye tellallar bağırtırlardı. Sen… Sen ise müşfik bir baba gibi davrandın. Fırsat elindeyken, öldürmen mümkünken canımı bağışladın. O güzel, temiz ellerini, çirkin kanımla kirletmedin. Şimdi sana bir de can borcum oldu yiğit delikanlı.

- Kendini yorma!

- Hayır! Bırak, yorayım! Benim ne kadar zalim olduğumu, bir ben bilirim! Kulaklarımda ne çığlıkların, yalvarmaların, ağlamaların yankıları, elimde nice gençlerin kanının izleri var. Dönüşü olmayan bir gayyâye atılmıştım bir kere. Çok çıkmak istedim. Beceremedim. Her defasında birileri itekledi bu vahşi dünyaya. Şimdiyse yenilmiş, kanadı, kolu kırılmış biri olarak utanmadan konuşuyorum. Nereden bilecektim cihanın huzuru, Osmanlının yiğit bir genciyle karşılaşacağımı? Sırtımın yere geleceği, bileğimi bükecek birinin karşıma çıkacağı varmış kaderimde. Ölmeye çoktan razıyken ve hak etmişken…

Üryan Eşkıya daha fazla konuşamadı. Sicim gibi dökülen yaşları, yanaklarından derecikler oluşturarak topraktan çamurlaşmış elbisesine damlıyordu şıp, şıp…

- !!!

- İste, bundan sonraki hayatında kölen olayım. Senin yerine ben ağlayayım, yerine ben üşüyeyim, ben aç kalayım, ben ter dökeyim ve… Ve gerekirse senin yerine ben öleyim! O zaman ruhum belki rahat uyur ebediyen. Sizin gibiler yaşamalı! Bu dünyanın buna çok ihtiyacı var.

Doğan Bey, kendine köle olmaya hazır bu adamdan dinlediği müthiş itiraflar, yaşadığı korkunç hadiseler ve şimdi de bu alicenaplığı karşısında küçük dilini yutacak gibi olmuştu. Başı döndü, kulakları uğuldadı. Soyulan biçarelerin çığlıklarıyla mağara çınlıyor gibiydi.

Köşede yanan çıranın oynak ışıkları altında daha bir belirlenen sarkıt ve dikitlerin arasında yürüdü. Diplerde, derinlerde bir şeyler arar gibi baktı. Kuytu köşelerde, karanlık çukurlarda gördüğü insan iskeletleri tüylerinin diken diken olmasına sebep oldu.

Gözünün önünde sarı benekler uçuştu. Soluk, hareketsiz kanlı, ıslak, bir yüz belirince ürkerek durdu. Bu yabancı birisi değildi. Tanıdık bir sima, hem de çok yakın tanıdığı Doğan’dı, kendi yüzüydü. Üzerine atılan kılıcı maharetle savuşturmasaydı, akıbeti kesin ölümdü. Zalimin gırtlağına basıp haddini bildirmeseydi, hakkını nerede, nasıl koruyacaktı? Netice de buradaki iskeletlerden farksız olamazdı herhâlde.

Öldürülmesinden ziyade kendine emanet edilen mühim vazife yapılamayacak, suçlular yakalanmayacaktı. Adalet mutlaka yerini bulacaktı. Bundan şüphesi yoktu. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.