Gelenlerin iyice yaklaşmasıyla, analar evlatlarına, bacılar kardeşlerine, çocuklar abilerine koştu, hasretle kucaklaştılar.
Gülşah, dizlerinin bağının çözülür gibi olduğunu sandı. Çökmek istedi. Utancından vazgeçti.
Kafile ellerinde bayraklarla iyice yaklaşmıştı. Uzun beklemenin, sabretmenin mükâfatıydı bu. Mutlaka hak tecelli edecekti, herkes yaptığının karşılığını görecekti. Gördü işte. Hasretliğini bitirecek hadise, gözünün önünde cereyan ediyordu, bütün canlılığıyla.
Gelenlerin iyice yaklaşmasıyla, analar evlatlarına, bacılar kardeşlerine, çocuklar abilerine koştu, hasretle kucaklaştılar. Sevinç gözyaşları sel olmuştu âdeta. Gülşah, edebinden bir şey yapamamıştı. Uzaktan el sallamakla yetindi Doğan Bey’ine. Bu da yeterdi ona. Canı sağdı ya, sıhhati yerindeydi ya ve hepsinden de mühimi o, canavarların elinden kurtarıp gelmişti ya, daha ne istiyordu ki. Hamd ve şükürler etti, Allahü teâlâya binlerce.
Bülbül öter kafeste, Allah der her nefeste,
Mazlumun âhı çıkar, hep aheste aheste!
***
Süleyman Çelebi, bugün çok heyecanlıydı. Son istişare ve hazırlıkların yapıldığı istirahat odasındaki zevatla birlikte hareketlendi. Önde Emîr Sultan, ardında Süleyman Çelebi ve diğer ulemâ, yoğun cemaat arasından geçerlerken ortalık dalgalandı. Sessiz bir çığlık gibi; "Yol verin! Lütfen! Yol verin!" diyerek birbirlerini ikaz eden müminler, daha ileri giderek Süleyman Çelebi’nin, Emîr Sultan hazretlerinin ve diğer ulemânın kollarına girerek, yolu açıp kuş gibi ön safa götürdü, Süleyman Çelebi için bir merdiven koyup kürsüye çıkmasına yardımcı oldular.
Cemaatin içinde, konuşulacakları ve ilk defa duyacakları mevlidi, merak etmeyen yok gibiydi. Sevinçten, ne zamandır çıkmaya cesaret edemediği, hasret kaldığı kürsüden, meraklı cemaati süzdü. Önce şaşırır gibi oldu. Ayağındaki çakşırı, sırtındaki kaftanı, başındaki kavuğu kendini sıkıyor gibiydi.
Millet nefesini tutmuş, çıt bile çıkarmıyordu. Belli ki, ilk defa duyacakları edebî sözleri kaçırmak istemiyorlardı. Bu mühim tarihî hadise bir defa yaşanacaktı. Kimsenin yemeği, içmeği, işini, gücünü, evini, barkını düşünebileceği hâli de kalmamıştı.
Konuşmaların bütün ahali tarafından tam, noksansız anlaşılması ve duyulması için sesi, hitabeti güzel hafızlardan yüzlercesine vazife verilmişti.
Câmi-i Şerif’in içinde okunanlar ve yapılan konuşmalar, sesin en son ulaştığı yerde, bu münadiler tarafından yüksek sesle tekrar edilecekti. Böylece ilk baştaki ses, son insana varana kadar, dalga dalga birbirine eklenerek noksansız ulaştırılacak, hem aşırı izdiham önlenmiş, hem de geniş kitlelere kısa zamanda denecekler denmiş, söylenecekler söylenmiş olacaktı.
Eğer Allah isterse, her işi âsan eder,
Yaratır sebebini, bir anda ihsan eder.
***
Gülşah, kendine siper ettiği ağaçların arasından kervanın iyice yaklaştığını gördü. Gelenleri karşılamak, herhangi bir izdihama mahal vermemek için bir grup, tam teçhizatlı asker, yol boyunca dizilmişti. Akıncıların yatağanları, kılıçları, kalkanları, mızrakları, atların koşumları, dizginleri yıldız gibi parıldıyor, göz kamaştırıyordu. DEVAMI YARIN

