Tellallar, davullara "güm bede güm, güm bede güm..." vurarak bütün mahalleleri, sokakları dolaşmış, duymadık, bilmedik yer bırakmamışlardı.
Doğan Bey, kendine yapılan iltifatlardan ziyade. Erkara’nın bu düşünceye, bu noktaya gelmesine bir daha sevindi. Güzel memleketi adına, Türk toplumunun istikbali adına. Allahü teâlâya hamd etti. Hissiyatına hâkim olmaya çalışarak, atını mahmuzladı. Kervanın önündeki yerine geçti. Gönlü taşarcasına huzur doluydu.
Gözünü kapar, hata görmez vefalı olan,
İyi işleri ise, takdir eder her zaman.
***
Kara bıyıklı, yumru kafalı, külahını kaşlarına kadar indirmiş, iri yarı, otuz, otuzbeş yaşlarında, gür sesli bir adam, cümlelerin son kelime ve hecelerini iyice uzatarak, avazı çıktığı kadar bağırıyordu:
“Ey ahali! Ey ahali! Duyduk duymadık demeyin! Padişahımız Yıldırım Beyazıd Han’ın emridir. Ulucâmi'nin imâmı Süleyman Çelebi’nin yazdığı Mevlid-i Şerif, bu Cumâ Ulucâmi’de okunacaktır! Duyduk, duymadık demeyin!"
Tellallar, davullara "güm bede güm, güm bede güm..." vurarak bütün mahalleleri, sokakları dolaşmış, duymadık, bilmedik yer bırakmamışlardı. Haber dalga dalga bütün Bursa’yı, civar köy ve kasabaları çoktan sarmış, eli, ayağı tutanların bir an evvel câmiye koşarak yer kapmalarına yetmişti bile.
Tatlı bir bayram havası esen şehirde, emniyet tedbirleri de oldukça artırılmıştı.
Günlerce halkın yüzüne bakamamış saraya yakın devlet ileri gelenleri, bilhassa Süleyman Çelebi, ne zamandan beri ilk defa alnı açık, yüzü ak olarak sokağa çıkıyordu bugün.
Kadınlar, genç kızlar çeşmelerde, yaşlı nineler, dedeler ocak başlarında, gençler bir araya geldiklerinde; “Doğan Bey, bir avuç yiğitle bir kaleyi fethetmiş. Bir kişinin bile burnu kanamamış. Ulucâmi’de edepsiz konuşmalar yapan adamı ve yakınlarını da yakalamış, sürü gibi katmış önüne geliyorlarmış. Mevlid-i şerif, bu cahil, sahte vâize cevap mahiyetindeymiş” şeklinde daha birçok yorum ve ilaveler yapıyor, Osmanlı’nın büyüklüğü ile övünüyorlardı.
Doğan Bey’in dehası, Emîr hazretlerinin himmet ve duâsı bereketi, Yıldırım Han’ın tam destek ve gayreti kansız bir zafer kazandırmıştı devlete. Bu hadise şimdi konuşulduğu gibi, tarih boyunca da çok konuşulacağa benziyordu. Bu mühim muvaffakiyetin altında yatan gözyaşlarını, geceleri sabahlara kadar kavrulan yürekleri ise kimsecikler kolay kolay öğrenemeyecekti. Buna zaten gerek de yoktu. Bir şey Allahü teâlânın rızası için yapılmışsa, başkalarının bilip, bilmemesinin, beğenip beğenmemesinin ne ehemmiyeti olurdu ki?
Çalışanın ziyneti, alnındaki teridir,
Nimetle dolu Cennet, salihlerin yeridir.
Cumâ namaz vakti henüz gelmemişti. Fakat her taraf çoktan lebalep dolmuştu bile. Câminin içi, pencereler, bahçeler, cadde ve sokaklarda adım atılacak yer yoktu. Kadınlar, çocuklar ise evlerin damlarına, pencerelerin cumbalarına, bahçe duvarlarına çıkmışlar, padişah efendilerini, Bursa’ya girmek üzere olan akıncıları ve getirdiklerini görmek istiyorlardı.
DEVAMI YARIN

