Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Er veya geç, Türkiye-İsrail kapışması kaçınılmaz!....
0:00 0:00
1x
a- | +A

İşgalci İsrail terör devletinin savaş uçakları, 18 Ağustos 2026 sabah namazı sularında İdlib’in doğu dağlığında bulunan Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’ne 8’e yakın saldırı düzenlediler. Halep civarındaki bu üs, "Türkiye hududuna ezân işitme yakınlığındadır" denebilir. Saldırılarda ölü ve yaralı olduğuna dair bir malumat yok. Bilinen şu ki 2013’ten bu yana kullanılmayan üssün, pistleriyle bir kısım depoları ziyan görmüş.

Soykırımcı İsrail’in Başbakanlık ofisi; Türk askerinin adı geçen üsse mevzilenmesine imkân vermesinin İsrail’in güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle saldırdıklarını açık açık dile getirdi. Nitekim insanlık için yüz karası Gazze Celladı da daha sonra şu küstahlıkta açıklama yaptı:

-Türkiye’yi uyardık; anlamadılar! Biz de anladıkları şekilde hareket ettik!

Hezeyandaki fütursuzluk ve takındığı kibirdeki densizlik, zâlimin kalemini kırmaya kırk kere yeter…

Saldırının sebeplerini şöylece ifade edebiliriz:

Bu güya devlet, evvelâ kendince gözdağı vererek Türkiye-Suriye yekpâreliğine giden dayanışmaya çomak sokmaya uğraşmaktadır. Bu hâdise, aslında korkağın paniklemesinin eseridir. İkinci olarak da bir zamanlamaya dikkat çekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının yıl sonuna kadar kardeş Suriye’yi daha doğrusu Osmanlı dönemi ismiyle Şâm-ı Şerîf’i ziyaret edeceği haberi gündeme düştükten hemen sonra saldırı yapıldı. "Taarruz" demiyoruz; taarruzda mertlik vardır. Burada ise bebek ve çocuk katliamında dünya rekoru kırmış Siyonist rejimin paçaya dalması...

Başka sebepler de var. Onlardan biri, İran karşısında ve dünya önünde çıkmaza düşmüş Trump’ın kasımda seçime gidecek olmasıdır. Bundan dolayıdır ki tasmasından kurtulmuş hilkat garibesine ilişemiyor. Siyonist Yahudi lobisi, seçimlere tesir etme gücüne sahiptir. Bu sebeple Donald Trump, insaf, adalet ve merhametten nasipsiz Siyonist İsrail’e dair ağzında laf çalkalamaktan başka bir şey yapamıyor.

Keza İsrail, 27 Ekim 2026’da genel seçimlere gidecek. Bu memlekette senelerden beri ilk kez bir Hükûmet, erken seçim mecburiyeti yaşamadan 4 yılını doldurmaktadır. Netanyahu’nun baş sorumluluğundaki koalisyon hükûmetinin, kökten sağcı, ırkçı ve Siyonist olduğu dikkate alındığında İsrail Yahudi’sinden azımsanmayacak bir nüfusun Netanyahu’nun suç ortağı olduğu rahatça görülür.

Vaki saldırı üzerine BM adlı köhne kuruluş, her zamanki gibi sâde suya tirit kabilinden güya kaş çatarak mülayimken sertlik gösterdi…

Bölgedeki bâzı ülke Hükûmet sözcüleri de kınamalar yayınladılar. Bu kınamalarda uluslararası toplumdan vs. söz edilmekte.

Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ise müştereken İsrail’i birlikte ve kararlı şekilde protesto ettiler. Yayınlanan metinde devletlerin, hükümranlık ve toprak masuniyeti, Suriye’nin egemenlik ve toprak bütünlüğünün ihlal edildiğine işaretle uluslararası hukukun çiğnenmesinden söz edilmekte ve uluslararası toplumun -diplomatik dille- kış uykusunda olduğuna işaret edilerek bu haydutluğa son vermek için âcilen harekete geçilmesi istenmektedir. Bununla da kalınmadı sözünü ettiğimiz devletlerin hariciyeleri de ayrıca benzer kınama reddiyeleri yayınladılar.

Ne var ki -bize göre- ne uluslararası hukuk ve ne de uluslararası toplum vardır:

Boşa nefes tüketmemeli.

Muhataba anladığı dille konuşmalı.

Bunu çapsız Netanyahu, hiç çekinmeden bize karşı söylüyor.

Ancak şu muhakkak ki İsrail’i zıvanadan çıkaran, çılgına çeviren, öfkeden kudurtan sebepler sıralaması yapıldığında bir kısmını yukarıda ifade ettiğimiz maddelerin en başında Mekke Savunma Sözleşmesi gelir. 7 Ağustos 2026’da Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, Mekke-i Mükerreme’de asrın mühim gelişmelerinden birine tarihî şahit tuttular.

Bunu aynı devletler hariciyelerinin münferid kınayıcı çıkışları takip etti. Onu da yukarıdaki 3 devletin yanı sıra Endonezya, Pakistan, Mısır, Ürdün ve BAE’nin bir araya gelmesiyle hazırlanan daha muhtevalı bir ortak bildiri…

Müslümanlar; Araplarla Türkler, bölge insanları ve dünya çoğunluğu, Siyonistlerin Arz-ı Mev’ud; “Vadedilmiş Topraklar” fikr-i sabitini hayalperestlik, ciddiye alınmaz sözler ve belki de deli saçması olarak görüyorlar.

Oysa Siyonist denen Yahudi ırkçılarıyla Evanjelist Hristiyan Siyonistler için iddia edilen vaat, Yahudiliğin şeriat şartı ve tanrının üstün ırk olarak gördükleri Yahudilere vaadidir. Bu vaadi hakîkat yapmak onlara göre dinî emirdir.

Bâtıl şeriatlerine sımsıkı yapışmaları sonrasındadır ki Yahudiler, yaşadıkları sürgünlerden 18 asır sonra, 20. Asır başlarında Filistin topraklarına yeniden girdiler, hâkim oldukları para gücüyle bugün olduğu gibi güdümlerine aldıkları nüfuzlu devletleri kullanarak Osmanlı İmparatorluğunun yolunu kesip 1948’de devletleştiler.

Devletleşme ile birlikte Batı için, himâye edilen imtiyazlı devlet konumuna geldiler. Böylece “Vadedilmiş Topraklar” dedikleri Nil Nehri ile Fırat Nehri arasındaki coğrafyaya sabırla ve inatla, senede bir karış da olsa sahip olma hırslarını güçlendirerek devam ettiler. Bu gayeye kavuşmak için Türkiye dahil bölge ülkelerinde vekâlet savaşçısı terör örgütleri kullandılar ve kullanıyorlar.

Hedefine yürüyen İsrail, nihâyet bize bir ezânlık mesafede olan ve Türkiye-Suriye ittifakıyla Mehmetçiğin yerleşeceği İdlib Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’nü bombalamıştır.

Bunun bir adım sonrasının Gaziantep’e saldırı olmayacağını ne kimse iddia edebilir ve ne de iddia ederse ciddiye alınır. Mekke Savunma Teşkilatı, âcilen imkân, insan, asker ve silahla tahkim edilmelidir.

"Terörsüz Türkiye" hedefine ancak ve nihâyet tehlikeyi, hudutlarımız ötesinde olduğu yerde etkisiz hâle getirmekle ulaştık. Daha evvel, gözlenen teröristler, yurdun her köşesinde sık sık kan döküyorlardı…

Bir harekete terör denmesi, onun sapık ideal ve iddia sahibi olmasından dolayıdır.

Velev ki devlet olsa bile.

BM üyesi sayılsa dahi.

Rahim Er'in önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.