Siyonist İsrail devleti terör örgütlerinin yapısı üzerine kurulmuştur… Dikkat edilirse bugüne kadarki bütün davranış biçimlerinde terörizm karakteri vardır. Buna rağmen büyük güçler hep kendisini himaye etmiştir.
Sadece Batı Şeria’da, Siyonist İsrail’in polis ve askerinin desteği ile istilacı Yahudilerin yaptığı zulüm ve soykırım, insanlık için kara lekedir. Tek başına bu terörist devletçiğin bütün habasetini ortaya koyuyor… Siyonizm’in devlet kurma hedefinin ortaya konduğu günden beri, emperyalist güçler; kayıtsız şartsız bu çıbanbaşını büyütmek için, her türlü desteği vermeye devam etmiştir. Başlangıçta İngiltere tam bir himaye ile devredeydi. Onun Orta Doğu’daki fonksiyonunu yitirmesi üzerine, ABD görevi devralarak Siyonizm’i yani Yahudi ırkçılığını açık açık arkalamış olup, bugüne kadar tam bir sadakat ve bağlılıkla devam etmekte… Bu destek ve himayede Siyonistler o kadar şımarmıştır ki, kurulduğu Mayıs 1948 tarihinden beri, uluslararası hukuka karşı en büyük küstahlığı sürdürüyorlar. İsrail sadece Filistinlilere karşı katliam yapmıyor. Uluslararası kuruluşlara da pervasızca saldırıyor. İsrail daha üç aylık “devlet” iken, Birleşmiş Milletler Temsilcisi; İsveç Kralı’nın akrabası, aynı zamanda İsveç Kızılhaç Teşkilatının da başkan yardımcısı olan Kont Bernadotte’u öldürmüştür. Öldürenler, İsrail’deki en büyük terör örgütlerinden biri olan Lehi’nin (Stern Grubu) mensubu idi. BM Teşkilatı hiçbir zaman bu olayı aydınlatmak ve sorumlulardan hesap sormak için ciddi bir tavır ortaya koyamadı. Stern Grubu gibi, İrgun ve Haganah terör örgütleri de sayısız katliam ve soykırım ölçeğinde vahşi cinayetler, suikastlar ika etti… 1948’den bugüne kadar, İsrail, bilhassa uluslararası yardım kuruluşlarına saldırılara devam etmekte… En son Gazze örneğinde olduğu gibi, ambulans, sağlık merkezi, hastane, okul, ibadethane gibi, savaşta güya korunaklı kabul edilen yerlere çok vahşi saldırılar düzenledi. BM ve diğer beynelmilel yardım kuruluşlarında çalışan yüzlerce kişi öldürüldü ve yaralandı. Bu hâl, düpedüz bir rezalettir! Dünya Gazze ve Batı Şeria’daki Siyonist vahşeti sessizce izledikçe, insan kasabı Netanyahu ve şürekâsı daha çok kan dökmeye devam ediyor. Katil İsrail devletini bu kadar küstahlaştıran mesele, küresel güçlerin Siyonizm’i kayıtsız desteklemesi ve işlediği insanlık suçunu görmezden gelmesidir. Bu şekilde yüz binlerce Filistinlinin kanına girdi.
İsrail’in bu denli gemi azıya almasının bir diğer sebebi, bugüne kadarki savaşlarda gerçek manada dişli bir rakiple yüzleşmemiş olması… 1967 savaşına, Arap âlemi tam bir gaflet içinde yakalandı. Çok kuvvetli bir istihbarat çalışmasıyla İsrail, cesamet bakımından kendisinden kat kat büyük olan Mısır’ı gafil avladı. Mısır uçakları daha havalanma fırsatı bile bulmadan yerde tahrip edildi. Ezkaza tahrip olmaktan kurtulan uçaklar da taksi yapacak pist bulamadılar. Koskoca Mısır Hava kuvvetleri birkaç saat içinde devre dışı kalmıştı… Daha sonra Suriye ve Ürdün’ün savaşa girmesi sonucu değiştirmedi. Bu felaketten sonra Mısır dersini aldı ve 1973’te daha derli toplu ve etkili şekilde savaşı başlattı ve ilk günlerde İsrail’i hayli zora soktu. Öyle ki, korkuya kapılan İsrail, yok olma tehlikesi karşısında nükleer silah kullanma planını dahi masaya koydu!.. Ama o noktadan itibaren yine ABD devreye girdi. Uydular üzerinden istihbarat vererek Mısır Ordusunun bütün hareketlerini İsrail’e anbean aktardı. Sovyetler Birliği de nükleer silah tehlikesinin gündemden çıkması için devreye girdi. Ve İsrail ilk defa bu kadar zorlandığı savaşı küresel güçlerin sayesinde yine avantajlı bir noktaya getirebildi. Bunun devamında daha başka şeyler yaşandı ve nihayet Camp David Anlaşması imzalandı… Arap dünyası başlangıçta İsrail’e karşı nispeten daha bir birlik görüntüsü içinde idi. Fakat zamanla bu da bozuldu ve İsrail lehinde sayılacak bölünmeler oluştu…
Bu özeti yapmamızın sebebi, son zamanlarda İsrail’in Suriye ve Lübnan coğrafyasında giriştiği tehlikeli atraksiyonlar… Suriye’deki zalim Esad Rejimi kırk yıl boyunca İsrail karşısında hep pasif kaldı ve genellikle bir nevi kayıkçı kavgası içinde oldu! Bunun en temel sebebi, Esad ailesinin saltanatının devam etmesi idi. Yıllarca, İsrail istediği vakit Suriye topraklarına girip, istediği boyutta operasyon yapmaya devam etti. Beşar Esad’ın Moskova’ya kaçtığı 8 Aralık 2024 tarihinden bir gün sonra, Siyonist İsrail güçleri, aralıksız bombardımanlarla Suriye’ye ait neredeyse bütün askerî üsleri vurdu. Devlet düzeninin tamamen ortadan kalktığı bir ortamı fırsat bilip kendince tehlike ve tehdit olarak gördüğü her noktayı hedef aldı. İşte bu İsrail’in asıl karakteridir…
Şimdilerde Türkiye’nin Suriye’de etkin duruma gelmesinden fena hâlde rahatsızlık ve endişe duyuyor… Ne yapıp edip Türkiye’yi engellemek istiyor… Bu minvalde çok ağır tahriklerde bulunmaktan geri durmuyor. Tabii bu küstahlık Amerikan korumasında yapılıyor. Son olarak Siyonist İsrail, Türkiye sınırına çok yakın mesafedeki Ebu Zuhur askerî üssüne saldırı düzenledi. Bu insan kasabı Netanyahu’nun sıkıştığı köşeden çıkabilmek için başvurduğu son numaralardan biri. Bölgedeki kaos ve gerilime bizim ülkemizi de çekerek, kendince yeni bir çıkış yolu arıyor. Kasap Netanyahu’nun bu hesabı tutmayacak. Çünkü Türkiye bu meselede son derece dikkatli, dirayetli ve hazırlıklı. İsrail’in cirmi tasarladığı oyuna yetmez. Yani Siyonist Tel Aviv Yönetimi boyundan büyük zıplıyor… MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dile getirdiği üzere, İsrail Türkiye’nin sabrını sınamaktan vazgeçmeli. Aksi hâlde şimdiye kadar yaşamadığı ve hiç beklemediği bir neticeyi yaşamaktan kurtulamaz… İsrail Türkiye’yi doğru okumazsa sonuç kendi hesabına hüsran olur!..

