Dün, öteden beri Bayram olarak kutlanmasını teklif ettiğimiz şanlı Malazgirt Zaferimizin sene-i devriyesini milletçe idrak ettik.
955 yıl önce Büyük Selçuklu Hakanı Sultan Muhammed Alp-Arslan, evvela Ahlat’ta otağ kurmuş, ardından da 26 Ağustos 1071 Cuma günü Malazgirt meydanında aradaki büyük farka rağmen yol kesici düşmanı perişan etmişti…
Bu sırada Alp-Arslan 42, Diyojen 41 yaşındaydı. Selçuklu İslâm Ordusu 40-50 bin kadarken Şarkî Roma Ordusu 200 bin kişiydi. Muharebe nihâyetinde "Bizans" denilen Şarkî; Doğu Roma ordusu mağlup olduğu gibi imparator Romen Diyojen de elimize esir düşmüştü. Sultan Alp-Arslan, mağlup ve mahcup hükümdarı, yapılan andlaşmayla fidye ve vergi karşılığı olarak serbest bırakıp yurduna yolladı…
Romen Diyojen, yolda iken İstanbul olmayı bekleyen Konstantinopolis’te Dukas ailesi, bir darbeyle tahtı ele geçirdi. Hükümdarın mağlubiyeti ihanet sayıldı. Gözlerine mil çekilerek ağır şekilde cezalandırıldı. Payitaht’a getirildiğinde Kınalıada’ya sürgün edildi. Burada öldü…
Şanlı Peygamber -aleyhi’s selâm- komutasındaki İslâm Ordumuzun kazandığı Şanlı Bedir Zaferinden başlayarak Malazgirt’e, İstanbul’un fethine, Çanakkale’ye, Kut’a, 30 Ağustos’a, Kunuri’ye, Kıbrıs’a, 15 Temmuz’a, 24 Ağustos 2016’daki Fırat Kalkanı Harekâtı’na dek… saymamız, sayfalar alacak olan bütün taarruz, fetih, müdafaa ve muharebelerimizin şehîd ve gâzilerini rahmet ve minnetle yâd ediyoruz. Mekânları cennet, dereceleri âli olsun. Aynı şekilde hâlde ve istikbalde, şehâdet ruhu taşıyan ve taşıyacak olanları da tebrik ediyoruz. Şehâdet ruhunun milletimizin kalbinde ve ufkunda solmaz bir aşk duygusu olarak diri kalması şarttır. Allah, muhafaza buyursun o ruh, kararırsa devlet çöker, millet biter.
Hatırdan ırak olmasın ki:
Şehâdet ruhu, ana yükseliş olan mânevî kalkınmanın mayasıdır…
26 Ağustos 1071 Anadolu’yla sarışmamız,
29 Mayıs 1453’te Şarkî Roma’yı tarihten silmemiz,
29 Ağustos 1526 Mohaç Meydan Muharebesiyle Avrupa’nın ortasında Ezan ve Bayrağımızı yükseltmemiz… hep o şehâdet ruhu ve cihângirlik aşkının eseridir…
Türkçenin san’atkâr şâiri Yunus Emre’nin 13. Asır sonları veya 14. Asır başlarında dediği gibi; "kader, gayrete âşıktır!"
Gayretimizde bir hatamız olmalı ki ceza gecikmedi:
12 Eylül 1683’te Viyana’yı ikinci defa muhasara ettiğimizde tarih ve talihin aleyhimize dönmesiyle karşılaştık. Yaşanan bozgunla birlikte 3 asır boyunca yokuş aşağı sürüklenecektik:
Sonrasında Fuzuli teşbihiyle su, başını taştan taşa vuracaktır:
-3 Kasım 1839 Tanzimat Fermanı, kendimizden şüphe sarsıntısıdır.
-29 Ekim 1923 yön arayışıdır.
-Ardından Tek Parti Zihniyetinin millete ve medeniyetimize ters malum icraatlarıyla Cunta dönemi ve on yılda bir darbeler faslı geldi…
Türk Asrına veya Türkiye Yüzyılına girdiğimiz 29 Ekim 2023’ten önce yüzleşilmemiş böyle bir mâzi vardı…
Şimdi yeniden karanlıktan çıkış ve alnımıza şavkıyan şafağı kucaklama çağındayız:
26 Ağustos 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Malazgirt’te yaptığı iç cepheyi tahkim etme çağrısını, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te verdiği destek takip etti. Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge Süreci, böylece başladı.
Süreç, 10 Ağustos 2026’da 467 MV’nin kabulü ile TBMM’de kanunlaşmadan evvel, tarihî fırsatı kalıcı kılmak için 7 Ağustos 2026’da Mekke-i Mükerreme’de Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın mutabakatıyla Mekke İttifakı Teşkilat Anlaşması yapıldı…
Kutlu şafak, alnımıza şavkırken yeni bir döneme giriyoruz:
Adı konsun veya konmasın, açıkça dile gelsin veya gelmesin bugün bölgemizde 3 güç mücadele hâlindedir: İsrail, İran, Türkiye!
İsrail, hiç taviz vermez şekilde Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Krallığı’nı hayata geçirme peşindedir. Yahudi kökten dinciliği ve Siyonist yobazlıkla bunu tanrısının sözü, vaadi, şeriatının emri olarak görüyor...
Oldum olası İslâm içi sıkıntı İran, Basra-İskenderun-Aden Körfezleri arasında vekâlet savaşçıları eliyle bir Şiî coğrafyası oluşturma peşindedir. O kadar ki ABD ve İsrail’le sürtüşmesi bile muvazaa, danışıklı dövüş şüphe süzgecinden geçiyor.
2071 Cihân Devleti Kızılelma Ufku’na yürüyen Türkiye, diplomatik, askerî ve siyâsi hamlelerle mesafe alırken, İsrail’le derinden derine mücadele ederken bir yandan da İran’ı da gözden ırak tutmuyor...
Çeyrek asır kadar öncesine dönelim:
26 Ağustos 2005 günü Türkiye gazetesinde yayınlanan yazımızın başlığı şuydu:
2071 Kızılelma!..
Bu kavram, ilk defa dile ve yazıya gelmişti. Mevzuu işlediğimiz TV programları ve yazılarımızla hamdolsun ki, fikir, devlete mal oldu, kalblerde ve hafızlarda yerini aldı.
Ecdadımız, 26 Ağustos 1071’de vazifesini yaparak zafere imza attı. İnanıyoruz ki 26 Ağustos 2071’de de dâvâ eri nesillerimiz, yeni bir şanlı zafere imza atacaklardır.
Bu konuda kaleme aldığımız yazılarımızdan birini şöyle bitirmiştik:
-Deden yaptı, sen de yaparsın!
Şevk vermek, cesaret vermek, en büyük destektir! "Deden yaptı; sen de yaparsın!" dediğimiz makalemizle alâkalı şu hâtırayı unutmamız mümkün değil:
Yazının gazetede çıktığı gün, yolda bir vatandaş, yolumuza durarak şöyle dedi:
-Rahîm Bey, bugünkü yazınızı okudum. Okuduktan sonra da oturup bilgisayarda hesaplama yaptım. 26 Ağustos, 2071 de bir cuma gününe denk geliyor…

