Avrupa Futbol Şampiyonası''nda, beni en fazla etkileyen sahneyi sizlerle paylaşmak istiyorum bugün. İtalya 1-0 galip. 90 dakika olan normal süre bitmiş. Hakem 4 dakika uzatma bildiriyor. Bu sürenin 3,5 dakikası bitmiş. İtalya''nın Avrupa şampiyonu olmasına sadece 30 saniye kalmış. İtalyan yedek oyuncularını UEFA temsilcisi zor zaptediyor, bırakırsa oyun bitmeden sahaya fırlayacaklar. İşte bu anda top Fransa kalecisinin elinde. Kamera bir an kaleciyi zoomluyor. Yüzündeki ifade dikkatimi çekiyor. Bütün olumsuz duruma rağmen kalecinin gözlerinde Avrupa Kupası''na derinlemesine uzanan pırıltılar seziyorum. Sonra gayet şuurlu ve istekli bir şekilde ileriyi gözlüyor. Topu atacağı arkadaşını belirliyor, topa olanca gücüyle vuruyor. Topun düştüğü yerdeki Fransız oyuncusu topu alıyor, yürüyor, vuruyor, golü atıyor, o anda hakem maçın bittiğini duyuran düdüğü çalıyor.
Topun kalecinin elinden çıkması ile golün atılması sadece 30 saniye sürüyor. Sonrası malum. Yedi sekizi Afrika''nın içlerinden, bir tanesi Afrika''nın kuzeyinden, birkaç tanesi Fransa''dan olan oyunculardan müteşekkil, rengarenk milli takımıyla altın golü atıp Avrupa Şampiyonu oluyor.
Eskiden lejyoner askerleriyle tanınan Fransa, bugünlerde vizyoner futbolcularıyla ünleniyor. Çünkü Avrupa Şampiyonu olma vizyonu takım ve fert olarak tam paylaşmayan bir takımın kalecisinin gözünde maçın doksanüçbuçukuncu dakikasında o ifadeyi bulamazsınız. Ne mi demek istiyorum? İki şey. Bir: vizyonunu; gelecekte ulaşmak istediği yerin renkli, canlı görüntüsünü gönüllere nakşedebilen takımlar başarılı olabiliyorlar. İki: Avrupa Kalite Vakfı''nın bu yıl İstanbul''da düzenleyeceği Forum 2000 için "Farklılıkların Yönetilmesi" ana konusunu seçmesi yanlış bir seçim değil. İyi haftalar.

