Geçenlerde Balıkesir''in meşhur höşmerimden tatmayı düşündüm. Hanımdan olumlu sinyal alınca kırdım direksiyonu, Balıkesir''e ve önüme ilk çıkan bir gence sordum. "Balıkesir''in en namlı ve kaliteli höşmerimini nerede bulabilirim?" "İkinci ışıklardan sola, şehir merkezine doğru dön, hal binasını sonra da, güney kısmında ''Sargın'' höşmerimlerini sor" dedi ve yürüdü.
"Hayırlı işler, ''Sargın'' höşmerimlerinin dükkânı nerede?" diye sorduğum bakkalın gözü ve burnuyla işaret ettiği yöne baktığımda hal binasının ön kısmında bir direğin dibinde, tertemiz giyisileri içinde aydınlık yüzlü satıcının höşmerimleri gözüme ilişti.
"Süslü, cicili bicili dükkânı ve vitrini olmayan, tahminen gazetelere boy boy ilan vermesi mümkün olmayan, hatta işporta tarzı duvar dibinde satış yapan bu ''marka'' nasıl oluşmuştur?" Bir molada höşmerimi tattıktan sonra kendi kendime şu tahlili yaptım. Bir markanın oluşumunda her zaman aynı olan kalite, temizlik, uygun fiyat, ulaşılmada kolaylık, pazarlamada ürkütmeyen bir ortam, önemli oluyor. Sonra bu höşmerimi pişiren tertemiz beyaz tülbentleriyle Anadolu hanımefendileridir dedim kendi kendime. Bu hükme nereden mi vardım? Şuradan, ambalajın üzerinde imalat yerinin sadece adresi vardı. Fabrika veya imalathane demiyordu. Demek ki tertemiz bir Anadolu evinde pişmiştir hükmü geldi kalbime ve bu markaya bağlandım elimde olmadan. Bu hafta İstanbul''da gerçekleştirilen Marka Konferansı''nın, marka isimlerinden Cem Boyner; "Marka beyinde değil, kalpte oluşur!" demiş ya. Bunu duyunca Balıkesir''in ''Sargın Höşmerimleri''ni yazmak geldi kalbime.
Bütün şirketlerimize dünya insanının kalplerini fethedecek, gerçek ve sade firma kültürüyle beslenen uluslararası markalar diliyorum. İyi haftalar.

