Futbol takımını şöyle bir düşünelim mi birlikte. Teknik direktör maça çıkıncaya kadar takımıyla devamlı ilgilenir. Antrenmanda, kampta, seyahatte, yemekte takımıyla hep birliktedir. Çünkü takımın lideridir o. Ancak takım maça çıkarken onun sahaya çıkması yasaktır. Sahaya belli mesafeden fazla yaklaşması ve hatta takıma sözlü olarak aşırı müdahalesi dördüncü hakemin ikazına sebep olur. Teknik direktör liderliğini takım kaptanı ile paylaşmak zorundadır.
Oyun sırasında kaptan takımın liderliğini üstlenir. Ancak oyun sırasında liderlik devamlı el değiştirir sanki. Topu ayağına alan oyuncu ya da eline alan kaleci o an takımın lideri gibidir. Çünkü vereceği karar bütün takımı ve oyunu etkiler. Ve böylece liderlik el değiştirerek oyun sürer gider. Bu yüzden her futbolcunun oyunun tümünü her an takip etmesi istenir. Yerine göre herkes diğerlerinin hatalarını önlemek için uyanık olur. Bu yüzden yeşil sahada basılmadık yer bırakmayan takımlar ve oyuncular hem beğenilir hem de başarılı olurlar. İş dünyası da takım oyunu gerektirir. Takım oyununu başarmanın önemli kriterlerinden biri de liderliğin paylaşılmasıdır. Üretim sorumlusu, bu konuda takımın lideridir, herkes onun sesine kulak vermelidir. Satış sorumlusu satış işinin lideridir. Herkes bu konuda onu dinlemek ve yardım etmek durumundadır. Kriz durumunda bazen bir güvenlik görevlisi liderliği bir an için ele alır ve olayı yönlendirebilir.
Ne demek istediğimi bir örnek olayla anlatayım isterseniz. Torunlara kışlık kıyafet alınacaktı. Bir şirketin mağazasına girdik. İki kasa açıktı ve ödeme için uzun bir kuyruk oluşmuştu. Güvenlik görevlisine diğer tarafta boş duran kasayı gösterip. "buradan da ödeme yapılamaz mı?" dedim. Güvenlik görevlisi "Ben karışamam, benim işim değil, onu Müdür Bey''e söyleyin demedi. Hemen harekete geçti, kasada şef konumunda olan bir arkadaşına bir şeyler söyledi. İki dakika içinde o kasa açıldı ve güvenlikçi birçok müşteriyi kibarca o kasaya yönlendirdi. Nerede mi oldu? Türkiye''de. Hadi liderliği paylaşmanın güzel bir örneğini yaşattığı için firmayı birazcık çıtlatalım.
Firmanın amblemindeki sevimli hayvan muzu çok sever. İyi haftalar.

