Şu anda 50''li yaşlarda olan bizler iş dünyasındaki değişimi dolu dolu yaşayan bir nesil olduk.
70''li yıllarda evlendiğimiz yılları hatırlayınız. Almanya''dan gelen işçi akrabalarımızdan duyduklarımız, gördüklerimiz bizleri bir tüketim toplumunun bireyleri olma konusunda epey etkilemişti.
İşimize ve ihtiyacımıza, kültür ve hayat tarzımıza uyup uymadığına bakmadan neler neler aldık o zamanlar. Neler aldığımızı merak edenler, hanımlardan izin alıp mutfakta, banyoda, ve diğer odalardaki dolapların en ulaşılmaz yerlerindeki alet edevata bir göz atsınlar. Elektrikli havuç sıkacakları, salata malzemesini kurutmaya yarayan el santrifüjü, hiç kullanılmayan porselen yemek takımları (bunlar oturma odasındaki büfe dolaplarında da görülebilir), otomatik ekmek kızartma cihazları, hatta otomatik yumurta pişiricileri. Çoğunluğu tüketim toplumu bireyleri için bir bakıma prestij sembolleri olan bu aletlerin yerini son zamanlarda, daha pratik, daha az yer kaplayan, daha çok fonksiyonlu, modern mutfak düzenine daha çok uyum sağlayan (mesela fırına veya bulaşık makinasına doğrudan konulabilen) alet edevatın aldığını görüyoruz. Ne mi oluyor? Şu! Artık insanlar reklamlarla (tabirimi mazur görün) gazlanan bir tüketim canavarı olmaktan, "insan" olduğunun şuuruna varmaya başlayan "bir müşteri" olmaya doğru değişiyorlar. İşte bu son zamanlarda yeni yeni kavranan müşteri kavramındaki "değişim" iş dünyasını, ingilizce tabiriyle her müşterinin özelliklerine uyan "Tailor-made" çözümlere yönlendirmektedir. "Tailor-made" terzilikte "ısmarlama" anlamına geliyor herhalde. Zaten bir zamanlar burnundan kıl aldırmayan büyük konfeksiyon şirketlerinin son zamanlada Tailor-made çözümlere yönelerek, her müşterinin beden ölçülerine göre elbise üretmeye başladıklarını duymuş olmalısınız. Hem de iki prova yapıyorlar! Müşterimizi çözüm ortaklarımız olarak görme anlayışına bir an önce kavuşmamız dileğiyle.
İyi haftalar efendim.

