Kaydet
a- | +A

Yeni yüzyıl... Yeni ekonomi... Karmaşıklık... Kaos... Belirsizlik... Amansız rekabet... Kesinsizlik... Yeni ekonominin yeni yönetim anlayışlarına getirdiği yeni terimler bunlar. Yeni iş anlayışının oluşturduğu atmosferde en fazla ihtiyaç duyulan şey ise olgunluk. Duygusal, ruhi, fiziki, sosyal, ekonomik ve benzeri hallerde olgun olma hali. Yani yeni ekonominin oluşturduğu kültüre uygun olarak; bireysellik, bencillik, tek taraflı düşünme, şüphecilik ve katkı oluşturmayan her türlü davranıştan uzaklaşmak.

Şirketler olgun şirket, takımlar olgun takım, yöneticiler olgun yönetici, çalışanlar olgun çalışan haline gelebilmek için astronomik bütçelerle eğitimler alıyor ve zaman ayırıyor. Bu uğurda geceli gündüzlü gayret sarf ediyorlar.Herşey kaynakların en etkili şekilde değerlendirilmesi için. Birbirini yanlış anlama, birinin diğerinden daha üstün olduğunu ispatlamaya çalışması, herkesin kendi yaptığı işi ve bölümünü üstün tutma gayreti, başkalarına anlayış göstermeme, makul ve anlayışlı davranamama ise, olgun olmama hali olarak görülüyor.Öğrenmeyi öğrenmiş, değişimi başarıyla yöneten, sağlam bir şirket kültürüne sahip şirketler olgun şirketler olarak kabul ediliyor. Yeni yönetim anlayışlarını uygulayan, liderlik anlayışıyla hareket eden, takım çalışmasına fırsat tanıyan yöneticiler de, olgun yöneticiler olarak kabul ediliyor. Yüksek seviyede motive olmuş, heves, şevk ve heyecan sahibi, insanlara anlatma, onları anlama, kısacası anlaşma becerilerine sahip çalışanlar ise olgun çalışanlar sayılıyor. Sonuçta herşey şirketin varlık sebebi olan müşterinin memnuniyetine odaklı. Sadık müşterilere sahip olabilmek ancak olgun çalışanlarla mümkün.

İyi günde, kötü günde... Olgunluk sadece iyi günde değil, kriz ortamlarında, şirketten ayrılırken de kendini göstermeli. Şirketlerin olgun yönetici ve çalışanları sadece almayı değil, şirketin zor günlerinde vermeyi de düşünebilen insanlardır.

Olgun yönetici ve çalışanlar hergün şirkete girerken, giriş kapısının üstünde asılı misyon ve vizyon tabelasına bakarak geçen değil, onu gönlüne yerleştiren, ona göre hareket eden, paylaşan, değer üreten insanlardır. İş dünyasında en çok üzerinde durulan kavramlara göz attığımızda başlıca dördü öne çıkıyor; liderlik, takım çalışması, motivasyon ve iletişim. Bu dört kavrama dikkatle bakıldığında görülecektir ki, kişisel olgunluğu belli düzeye gelmemiş insanlarla hiçbirinin varlığından gerçek anlamda söz edilemez. Mesela lider; en basit anlatımıyla şahsi çıkarlarını unutmuş ve adanmış bir insandır. Yahut takım çalışmasını ele alırsak; kendi görüşünde inat ve ısrar ederek hiçbir takıma üye olmak mümkün değil, takım liderliği zaten düşünülemez bile.

"İki dinle bir söyle" Öte yandan tamamen karşıdakini anlamaya dayalı ve hiç değilse "iki dinle bir söyle" kuralını, daha da iyisi yüzde seksen dinlemeyi esas alan iletişim kavramı düşünüldüğünde, kendisinin de hata yapabileceğini kabul etmeyen birinin başarılı bir iletişim gerçekleştirmesi mümkün olabilir mi? Gündelik telaşlar dışında derdi olmayan bir insanın ne kendini ne bir başkasını motive edebilmesi tabii ki olacak şey değildir. Çünkü insanlar motivatörün sözlerine değil, davranışlarına ve tüm hayatlarına yansıyan samimiyetlerine bakarlar. Samimiyet ise ancak olgun insanlarda bulunabilen bir özelliktir. Görülüyor ki, tüm olumlu gelişmeler ancak ve ancak kişisel olgunluk varsa mümkün. Yahut şöyle de söyleyebiliriz "bir şirket çalışanlarından ne daha iyidir, ne daha kötü". Başarılı olmuş tüm iş liderlerine ya da gurulara bakıldığında ilk görülecek şey onların, iş ve özel çevrelerinde saygı uyandıran, kişisel olgunluğa sahip birer insan olduklarıdır.

Krizden çıkış yolu Otoriteler, şirketlerin krizlerden güçlenerek çıkabilmesinin yolu olarak "kriz dönemlerinde insana yatırım, eğitime öncelik ve reklam-tanıtıma ağırlık verilmesi" tavsiyesinde bulunuyorlar. Geçmişte yaşananlar da bu görüşü doğruluyor. Krizde eğitim alan, çalışanlarını motive eden şirketler yüksek moralle kriz dönemini atlatabiliyorlar. Bu dönemde reklam ve tanıtıma önem veren kuruluşlar da yeni pazarlara ve hedef kitlelerine ulaşma şansını, öncelikle yakalıyorlar. Normal döneme geçişte ise pazar ve müşteri, krizde ayakta kalan kuruluşları daha çok hatırlıyor. Ülkemizde birçok eğitim kuruluşundan eğitim alan şirketler bu dönemde daha da arttı.

Özellikle geçtiğimiz yıl genel katılıma açık seminerlerini başlatan İDEM''in Radisson SAS''ta düzenlediği seminerlere iş dünyasından yoğun bir ilgi var. Ekim 2000''den bu yana 33 genel katılımlı ve bir o kadar in house (şirketlere özel) olarak düzenlenen İDEM seminerine 200''e yakın şirketten yönetici ve çalışanlar katıldı. Yönetimde yeni anlayışları esas alan, Türk şirket ve insanının kültürüne uyumlu olarak hazırlanmış, örnek olaylar ve grup çalışmaları ile aktif katılımın sağlandığı İDEM seminerleri, şirketlerin rekabet güçlerini artırarak dünya pazarlarına açılmalarına destek oluyor. Krizlerden nasıl güçlenerek çıkılacağı, iş yönetiminde başarının sırları, seminerde katılımcıların yaşadıkları örnekler de ele alınarak gerçek iş hayatına uygun ve değer üretmek esas alınarak katılımcılara aktarılıyor.