Kaydet
a- | +A

Filmin reklamlarını mutlaka görmüşsünüzdür. 28 Gün. Adından da kolaylıkla anlaşılacağı gibi alkol problemi yaşayan bir insanın 28 gün süren rehabilitasyonunu konu alıyor. İzlediğimin ertesi günü bu filmle ilgili birtakım eleştiriler okudum. Doğrusu hayretler içinde kaldım. Türkiyeli eleştirmenler filmi yerden yere vuruyordu. Başroldeki Sandra Bullock''tan tutun yönetmen Betty Thomas''a kadar kimsenin ortaya koyduğu performanstan memnun kalmamışlar. Hatta bazıları daha ileri gidip kastı olduğu gibi yanlış bulmuş. Bir tanesi gözlerinin Robin Williams''ı aradığını yazıyordu. Bir eleştirmen de bu kadar çok peliküle aktarılmış bir konunun tekrar film haline getirilmesini gereksiz bulmuş. Zevklerle renklerin tartışılamayacağını savunanlardanım. Bu yüzden eleştirmenlik mesleğini toptan lüzumsuz buluyorum. İsteyen istediği filmi çeker ya da oyunu sahneler, isteyen gider izler veya yok sayar. Ama beğendiği bir sonucu başkalarına tavsiye edip paylaşmak istemek tamamen farklı bir yaklaşımdır. Bence 28 Gün hiç de fena bir film değil. Belki bir başyapıt olma iddiası taşımıyor ama çoğumuzun sürekli karşı karşıya bulunduğu bir tehlikeyi hatırlatıyor. Alkol! Hayatın bazılarımıza bazı dönemlerde kötü davrandığı oluyor. Ve bazılarımız içki kadehlerinde her şeyin düzelebileceğinin yansımasını gördüğünü zannediyor. Başka bir deyişle uyuştuğunda acıtıcı gerçeklerden kurtulduğuna inanıp yitiyor. Bunun bağımlılık haline dönüşmekte olduğu aklına bile gelmiyor. İstese içmeyebileceğini söylüyor. Halbuki gerçek farklı. Bir kere kaçmaya alıştığı için içmeyi bırakmak istemiyor. Zaten bırakabilecek sınırı çoktan aşmış halde oluyor. Bu kısır bir döngü. Bir müddet sonra içki yetmiyor ve mutluluk vereceği düşünülen antidepresanlar sahneye çıkıyor. Etiketlerde ısrarla "alkolle birlikte almayın" yazmasına rağmen alkolle alınıyor ve bu bir çeşit dayanıklılık gibi geliyor. "İçki beni etkilemez. Ben sarhoş olmam" sözleri aslında tehlike çanlarının çaldığına işaret ediyor. Gerçekten artık her zamanki miktarda alkol vücudu etkilemez oluyor. Bu ise bağımlılığın başladığını gösteriyor. Çok işlenmiş bir konu olabilir. Ama hayatın bir gerçeği alkol.

Alkolikler illa ki kırmızı burunlu, kendini kaybetmiş insanlar değildir. Bu abartılar alkoliklerin alkolik olduklarının bilincine varamamasına sebep oluyor. Bu açıdan bakıldığında film çok başarılı. Hikayenin baş karakteri Gwen Cummings gayet sıradan bir hayat yaşıyor. Sadece eğlenmek için içiyor. Arkadaş topluluğu ve içinde bulunduğu ortam buna müsait. Akşamları bir araya geliyorlar ve kendi standartlarının normalini yaşıyorlar. Ta ki Gwen''in kız kardeşinin düğününe kadar. Orada çıkan olaylar tam bir skandal haline geliyor ve bir trafik kazasıyla noktalanıyor. Hakimin Gwen''e verdiği rehabilitasyon cezası belki de tehlikeyi görebilmesi için tek şansı oluyor.

Bence başarılı bir senaryo, başarılı dramatürji ve reji. Sandra Bullock ise son derecede yetenekli ve karizmatik. 2000''li yılların kadını olarak tanımlanabilir. Aldığı her rolün altından kalkıyor. Ayrıca çok sevimli. Bana sorarsanız -aslında sormadığınızı biliyorum- mutlaka gidip görün derim. Hiç içki içmemiş olsanız da kaçırmayın. Sizin kadar güçlü olmayanların bulunduğunu hatırlamış olursunuz.

Sözün Özü İsteklerdir insanı yaşatan. Doyum bir anlamda ölümdür.

Levha Yaşam serüvendir, hazır bir reçete değil.