Kaydet
a- | +A

Onyedinci kattan dalgın gözlerle dışarıyı seyrediyorum. Yüksekte bulunmak beni pek korkutmaz. Tam tersine kendimi daha iyi ve özgür hissederim. Uzansam bulutlara dokunabilecekmişim gibi geldiğinde hayatın derinliğini kavramak kolaylaşır. Karşımda Ankara her zamanki sakin ve kendinden emin görüntüsüyle duruyor. Bana ait olmayan, benim ait olmadığım Türkiye''nin başkenti... Geçmişin kirli havası yerini yeşilliğe bırakmış gibi. Bulunduğum yerden birkaç tanıdık binayı görebiliyorum. Atakule, Hilton Oteli vs. Ankara''da bildiğim yer az. Karum ve Tunalı Hilmi Caddesi... Onları da bilmeyen yok zaten. Bir İstanbullu için çözmesi kolay. Arada sırada burada olmak hoşuma gidiyor. Önümde beni bekleyen kocaman bir gün ve onun yoğun programı var. Öğlen yemeğini Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk ile birlikte yiyeceğim. Bu başbaşa görüşmede son dönemin önemli olayları hakkında bilgi alacağım kendisinden. Bundan yaklaşık altı ay önce sayın Bakan İstanbul''a gelmişti ve bazı köşe yazarlarına bir akşam yemeği daveti vermişti. O yemeğin ağırlıklı konusu F tipi cezaevleri projesiydi. Ben de davette hazır bulunmuş, konuşulanları dikkatle takip etmiştim. O gece edindiğim bilgiler beni mutlu etmişti. Mahkumlar için son derecede çağdaş ve insani koşullarda yaşama imkanı doğacaktı. Hepimizin her zaman özlediği daha temiz ve düzenli cezaevleri planlanıyordu. Sonrasında basından gelişmeleri izledim. Şaşırarak gördüm ki bazı gazetelerde olanın tam aksi haberler yer alıyor. Doğal olarak da mahkumlar ve aileleri endişeye kapılıp tepki veriyorlar. İşte bu yüzden buradayım. Siyaseti sevmesem de, gündemle alakalı yazılar yazmasam da ülkemi ve insanlarını böylesine yakından ilgilendiren bir konuya uzak kalamam Sokaklara dökülüp izinsiz gösteri yapmaya çalışan, bu yolla sesini duyuracağını farzeden mahkum yakınlarını endişelendiren proje benim de kafamı kurcalamaya başladı. Acaba benim anlamadığım ya da yanlış anladığım detaylar mı var? Bu soruların cevaplarını en yetkili kişiden yani Adalet Bakanı''nın kendisinden öğreneceğim. Sayın Hikmet Sami Türk''ü düşünüyorum. Bir profesör. Hukuk konusunda uzmanların uzmanı. Sakin bir kişiliğe sahip. Tam bir bilim adamı. Kamyonlar dolusu kitap okumuş, kendisini sürekli geliştirmiş bir insan. Çalışkan. Öylesine çalışkan ki yaz, sıcak hava falan dinlemeden Cumartesi, Pazar günleri bile gecenin geç saatlerine kadar Bakanlıktaki makamından ayrılmıyor. Kapısı herkese açık. Gelenleri dinliyor, fikir alışverişinde bulunuyor. Popülist politika izleyip keyfine bakmak dururken, o görev süresi içinde mümkün olabildiğince çok faydalı olmak peşinde Türkiye''ye. İki çocuk sahibi bir baba. Merhametli ve duyarlı bir aile reisi. Uzun yıllardır içinde bulunduğu politika sahnesinde bir duayen. Peki, böyle bir insan, durup dururken mahkumları hücreye tıkmayı neden istesin? Acıları tazelemekten, anneleri daha çok ağlatmaktan, insanları sokağa dökmekten ne gibi bir sonuç beklesin? Böylesine bir çelişki mantıklı değil. Bir yerlerde bir yanlışlık var. Adalet Bakanlığı''na doğru yola çıkıyorum. Şehrin yabancısı olduğum her halimden anlaşılıyordur herhalde. Biraz gerginim. Yine de birçok kişiye göre çok şanslıyım. Böyle bir görüşme herkese nasip olmaz. Sayın Bakanın makamında önce özel kalem müdiresi Fahriye hanımla hoş-beş ediyoruz. Konusuna hakim bir profesyonel belli ki Sayın Türk''ün ekibindeki en önemli kişilerden birisi. F tipi cezaevleri konusunun bu denli çarpıtılmasından dolayı üzüntü duyduğunu hissediyorum. Yapılan çalışmaların ve verilen emeğin en yakın şahidi o çünkü. Tam randevu saatinde içeriye alınıyorum. Bir an kendimi başka bir ülkede sanıyorum. Bizler daha çok programsızlığa ve bekletilmeye alışmışız ne de olsa. Sayın Bakanla el sıkışırken gözüm masasının üstüne takılıyor. Bir çok evrak var ve hummalı bir çalışmanın sürdüğünü anlamak kolay. Görüşme boyunca sayın Türk hep alçak bir ses tonu kullanmayı tercih ediyor. Duygularını marke edebiliyor ve çok sakin. Konuya en sıcak noktadan giriyoruz. F tipi cezaevleri söylendiği gibi insanî koşullardan uzak, karanlık ve rutubetli hücreler mi? "Böyle bir şey olabilir mi?" diye başlıyor söze Sayın Bakan. Ve anlatıyor. "Konu saptırılıyor. Hücre diye bir şey söz konusu değil. F tipi cezaevleri geniş bir proje. Bunun sadece 59 odası tek kişilik. Geri kalan 103 oda üçer kişilik. Tek kişilik odalar 10 m2. Önünde mahkumların istedikleri zaman çıkabilecekleri havalandırma bölümü mevcut. Bu havalandırma bölümleri üç kişinin çıkabileceği ölçüde hazırlandı. Ayrıca tek kişilik odada kalma süresi maximum iki hafta. Buralarda tehlikeli suçlardan hüküm giymiş mahkumlar ile disiplin cezası alanlar kalacak. Odalar gün ışığında kitap okunabilecek aydınlıkta. Hepsinin kendi tuvaleti ve duşu mevcut. Burada amaç mahkumları tekrar topluma kazandırmak. Hep birlikte spor yapabilecekleri spor salonları, sosyal ve kültürel faaliyetlerini sürdürebilecekleri her türlü imkan sağlanmış vaziyette. Tiyatro gösterileri hazırlayabilirler, futbol oynayabilirler. Kütüphanede kitap okuyabilirler." Konu çok uzun. Bu köşeye sığmayacak. En iyisi yarın devam edelim.

Sözün Özü Kurt ile kuş dost olamazlar.

Levha Işığın gücü karanlıktan fazladır.