Hiç kolunuzun kanadınızın kırıldığı, kim bilir kaçıncı kez dibe vurduğunuz ve artık hiç beklentinizin kalmadığı oldu mu? Hiç güvenebilecek son insana bütün hayatınızı bağlama ahmaklığı yaptınız mı? Hiç çaresiz hissettiğiniz ve kendinizde sabah yataktan kalkacak gücü bile bulamadığınız oldu mu?
Herkesin uzaktan imrenerek baktığı ve binlerce ulaşılmaza sahip olduğunuzu zannettiği ya da en samimi duygularla kaleme aldığınız satırlara bile şüpheyle yaklaştığı, karşınızdakine en çok ihtiyacınız olduğu anda terk edildiğiniz, yüz üstü bırakıldığınız ve nefes almaya, hatta gözünü kırpıştırmaya hal bulamadığınız oldu mu?
Benim oldu. Hem de onlarca defa. Ama yaşım ilerlemeye başladığından mıdır bilmem, sonuncusu çok derinden sarstı. Sevginin sadece şarkı sözlerinde ve birkaç gencecik sunucunun anonsunda yer alıp hatırlandığı bir ortamda her defasında "bu kez olacak" diye iddia edip, sonra da baştan beri hayallere dalmamam gerektiğini savunanlara karşı mahcup edildiğim gerçek.
Bazılarının paraşütle atladığı, bazılarının günde üç paket sigara tüketerek dolaylı yollardan intihar etmeye çalıştığı, hızlı araba kullanarak ölümle flört ettiği, yani tehlikeden zevk almanın moda olduğu bu devirde, anladım ki en ciddi riski ben, severek alıyorum.
Yüzlerce sigara içmenin akciğer kanseri ve benzeri hastalıklara davetiye çıkartmak demek olduğu, paraşütle atladığınızda kafanızı gözünüzü ve bilumum kemiklerinizi kırma ihtimalinizin yüksek olduğu, Renç Koçibey gibi Türkiye''de yetişmiş en başarılı rallicinin normal trafikte canını verdiği ortada. Yani bunların hiç birisi sürpriz değil.
Ama canınızı verecek kadar çok sevdiğinizi söyleyip, üstelik bunu ispat ettikten sonra yarı yolda bırakılmak gerçek ve çarpıcı bir sürpriz. Buradaki "çarpıcı" kelimesi çift yönlü olarak yazıldı. Birinci manası hepinizin bildiği gibi "beklenmedik" şeklinde. İkinci ve benim için asıl önem taşıyan anlamı ise bu günaha girdikten sonra, bu kul hakkını aldıktan sonra insanın çarpılacak olması.
Yara tazeyken merhamet etmek son derecede güç. Henüz kan tam kurumamışken ve havada ihanet kokusu kuvvetle duyulurken hakkından vazgeçmek her babayiğidin harcı değil. İnsan, tam tersine kıyametin bir an önce kopmasını ve ilahi adaletin keskin kılıcının işlemeye başlamasını istiyor.
O manzarayı gördükten sonra helalleşilir mi, onu zaman gösterecek. Karşınızdaki kendisini beyaz atlı ve adalet dağıtan, yakışıklı prens zannederken sadece bir tarafa acıdığının farkında değilse ve sizin de acınacak durumda olduğunuzu görmezden gelerek korkakça kaçmayı tercih ediyorsa elinizden ne gelir?
Ruhu, aşkı, varlığı üzerine yeminler edip sonra "Unutuvermişim" diyecek kadar şeref özürlüyse ve hayatınızı karartarak, "düzen" dediği yalan ve riya çukurna geri dönmeye heves ediyorsa, elinizden bir şey gelse bile yapar mıydınız?
Bu sorların cevapları kişiden kişiye değişir elbette. Bana gelince, ben adeta yanlış seçimler yapmak üzere yaratılmış bir insanım. Kendimden iyice ümidimi kestiğim şu günlerde tek yaptığım kalbimi kırmak için sırada kimin olduğunu merak etmek.

