Kaydet
a- | +A

Her zaman aşık olmanın eşsiz bir ayrıcalık olduğundan söz ediyoruz. Birisini sevdiğinizde hayatın daha fazla anlam kazandığını ve küçük şeylerden mutlu olmanın kolaylaştığını vurguluyoruz. Bunların hepsi doğru.

Ama bazı şartlar var. Aşkta mutluluğu yakalayabilmek için öncelikle bu duygunun karşılıklı olması gerekiyor. İki tarafın da sağlıklı davranması ve sahip oldukları hazineyi özenle koruması şart. Yoksa sıkıntılar büyük oluyor. Taraflardan birisi çok sevildiğini fark edip kendisini çekerse bu defa çok seven haksızca acı çekmeye başlıyor.

İnsanoğlunun psikolojik yapısı oldukça karmaşık. Her ne hikmetse sevildiğini anlayan, önünde sonunda ilgisini vermek konusunda cimrileşiyor. Eskilerin "kaçan balık büyük olur" sözünde ifade etmek istedikleri de bu gerçek olsa gerek.

Bütün bunları ben yaşayarak öğrendim. Ve şimdiye kadar da hep sadece benim başıma geldiğini zannettim. Halbuki son zamanlarda bana derdini açanları dinlediğimde görüyorum ki bu şanssızlık sadece bana denk gelmiyor. İstisnai durumlar dışındaki pek çok ilişkide taraflar dönüp dolaşıp bu noktaya geliyorlar. Ve ne yazık ki işin tadı bir kere kaçtığında geri dönmek ve başlardaki pembe mutluluğu tekrar yakalamak imkansızlaşıyor.

Geçenlerde kütüphaneme ilave ettiğim bir kitap, bana kendi duygularımı tahlil etmemde yardımcı oldu. İsmi "Aşk Bağımlılığı" Martha R. Bireda tarafından kaleme alınmış bir eser. Satırların arasında dolaştıkça gördüm ki bazı dertler dünyanın her yerinde aynı. O yüzden bugün bu kitaptan bazı alıntılar yapıyorum.

"Bağımlı ilişkide bir tarafta aşırı, bir tarafta da yetersiz sevgi vardır. Bütün sevgi ve ilgi karşıdaki kişiye yöneltilirken, kişi kendini neredeyse hiç sevmez ve kendine hiç ilgi göstermez. Eğer bağımlı bir ilişki yaşıyorsanız, partnerinize gösterdiğiniz sevgi, ilgi ve ondan beklentileriniz de gereğinden fazla olur. Gün boyu sevgilinizi düşünür, onunla ilgili hayaller kurarsınız. Bütün zamanınızı, enerjinizi ve umutlarınızı onun için harcarsınız. İlişkiyi korumak uğruna, var olması gereken bütün sınırları yıkar, tüm gücünüzü tüketirsiniz. Güvenlik ve tatmin olma beklentileriniz hep karşınızdaki kişiye bağlı olur.

Bağımlı aşkın bedelini kişi benliğiyle öder. Partnerine karşı sürekli aşırı bir ilgi, sevgi gösteren kişi bir süre sonra acı çekmeye başlar ve tamamen partnerine bağımlı hale gelir."

Görüldüğü gibi, ortaya çıkan tablo pek iç açıcı değil. Her şeyin güzel başladığı bir ortamda normal olarak kendinizi kaptırıyorsunuz ve bir de bakıyorsunuz ki karşınızdaki insana bir şeyler olmuş. Amiyane tabirle "havaya girmiş."

Korkarım bunu önlemenin herhangi bir yolu yok. Mutsuz olmaktan korunmanın en sağlam yolu, ayağınızı yere sağlam basmak ve karşınızdakinin de sıradan bir insan olduğunu unutmamak. Çünkü bir insana hak ettiğinden fazla değer vermek, bir anlamda ona taşıyamayacağı bir yük yüklemek demek.

Yazar ilerleyen satırlarda kişinin yoğun duygular yaşadığı zaman diliminde partnerinin duyguları pek yaşamadığını, kişi partnerini önemserken diğerinin kendini önemsediğini, kişi tüm coşkusunu, desteğini, parasını, zamanını karşısındaki için harcarken partnerinin istek ve ihtiyaçlarının karşılandığını, kişi yüzde elliden fazla verirken partnerinin yüzde elliden az verdiğini, kişi gücünü harcar ve tüketirken partnerinin güç kazandığını, kişi değer verirken partnerinin değer gördüğünü, kişi yanlış davranışlara hoşgörü gösterirken partnerinin yanlış davranışlar sergilediğini, kişi karşısındakine yaklaşmaya çalışıp ona bağlanırken partnerinin ondan uzaklaştığını vurguluyor.

Yani kısaca bir taraf veriyor, diğer taraf alıyor. Bir taraf seviyor, diğeri bıkıyor. Ve bu hep böyle oluyor. Biz istediğimiz kadar kadın zarafetiyle duygularımızı süsleyip pekiştirelim, karşımızdaki "ben neymişim" diyor.

Durumun pek parlak olmadığını biliyorum ama işin sırrı sizi seveni sevmekte. Aşkınızı anlamayan birisi için üzülmekse size emanet edilmiş olan kalp ve vücuda zulmetmekten başka bir şey değil.

Sözün özü İnsanı olgunluğa götüren en değerli at ıstıraptır.

LEVHA Çok bilenler konuşmaz, çok konuşanlar bilmez.