Kaydet
a- | +A

Ayın hareketleri insanoğlunu etkiler. Denizi etkiler. Yaşamı etkiler kısacası. Dolunayda daha sinirli ya da enerjik hissedilebildiği, konuyu araştıranlarca kaç kez açıklandı. Nereden çıktı diye merak edeceksiniz. Biraz önce benim için bir sabah klasiği olan kahve içme faslını bitirdim ve yazmaya başlamadan önce uygun bir müzik seçtim. Çok para sıkıntısı çektiğim zamanlarda bile kitap ve CD almaktan vazgeçmeyen birisi olarak gurur duyabileceğim bir koleksiyonum var. Sürekli yenilerinin eklendiği bu kalabalık arasında asla vazgeçemediklerim de yer alıyor. Şu anda bunlardan birisini dinliyorum bir yandan. Türkiye''de çok kısıtlı bir topluluk tarafından bilinen ve hiç popüler olmamış bir grubun albümü. Blackmore''s Night. Ve albümün adı; Shadow Of The Moon. Yani Ayın Gölgesi. Bir parça da Ian Anderson''dan çalmış. Benim zevk alarak dinlediğim bir CD.

Bazen bir melodi, bir koku ya da herhangi bir imge insanı geçmişe götürebiliyor. İşte bu albümün benim üzerimde böyle bir etkisi var. Bana şimdi üzerinden asırlar geçmiş gibi gelen ama aslında alt tarafı birkaç yıl önce yaşanmış olayları hatırlatıyor. Buna tam bir hatırlama da denemez ya. Gözümün önünde beliren ve birkaç saniye içinde kaybolup giden bir görüntü, birileri tarafından söylenmiş ve havada asılı kalmış bir cümle ve benzeri... Zorluklarla geçmiş bir kış dönemi var mesela. Bir kadın tarafından sarfedilmiş birkaç sözcükle alt üst olan bir meslek grafiği ve buna bağlı olarak bütün bir hayat standardı. Sonuna kadar güvenilmiş insanlar ve onların ortadan kayboluşu. Sonra her şeyin temelden ve çok derinden sarsılması. Ardından gelen dayanılmaz sıcağı ile yaz. Yeniden ayağa kalkma denemeleri. İmitasyon bir mutluluk duygusu. Bir ömür boyu süreceği zannedilen ama bir nefes alımı sürede tükeniveren bir kocaman yalan. Hastane koridorları, göz yaşları. Nefret ettiğim beklemeler. Bitmek bilmeyen kandırılma ve kandırmalar. Doğduğuna doğacağına pişman eden binlerce detay. Bütün bunlar çaresiz yaşanmaya çalışılırken fonda hep aynı müzik. Shadow of the moon. Ayın gölgesi. Kimbilir kaç dolunay, kaç gel git hadisesi, kaç dibe vuruş ve zıplayış. Buna yaşam deniyor galiba. Tınılar hoş, başa gelenler değil. Belki ikisi birbirini dengeledi belki de yanılıyorum. Bu benim karakter özelliğim zaten. Ben itina ile yanılırım. Gözbebeklerinde bir an yanıp sönen bir ışığın peşinden gidebilirim. Ateş böceklerinden hiç farkım yoktur. Ve yanarım. Yanışımdan çıkan görüntü izleyenleri sevindirir. Uzun süre bu manzara üzerine konuşur yanmamayı meziyet sananlar. Onlar adeta buzdan yapılmışlardır. Hatasız oldukları yanılgısında ömür tüketirler. Ağlamazlar. Akacak gözyaşlarının kalplerini yumuşatmasından korkarlar. Kalacak izi taşıyamayacaklarını bilirler. O yüzden başkalarının kül oluşunu seyrederek eğlenirler. Işığı seven ve karanlıktan ürken ateş böceklerinden yanmayan var mıdır bilmiyorum. Ama bu işin sihri belki yanmaktır. Sevdiğinde kaybolup kendin olmaktan imtina etmektir. Anlatılan bütün masallar bunu iddia eder. Birisinin diğerinde eriyip yok olması. Hiç olmanın bitmeyecek gücü. Kaybedecek bir şeyi olmayanlardan korkmak gerekir.

Bir albüm insanı nerelere götürebiliyor görüyor musunuz?

Sözün Özü Büyük ruhlar sükut içinde acı çekerler.

L E V H A Sadelik mükemmelliğin işaretidir.