Kaydet
a- | +A

Arap Yarımadası''nın o güzeller güzeliyle tanışacağım için nasıl sevindiğimi gayet iyi hatırlıyorum. Yirmi yaşıma yeni girmiştim ve önümde maceralarla dolu olduğunu hissettiğim bir hayat uzanıyordu. Tam olarak ne bekliyordum bilmem. Hatırladığım kadarıyla savaşmakta olan bir ülkede bulunacak olmak beni eni konu cezbediyordu. Evet, uzun yıllar devam etmekte olan İran-Irak savaşı sözkonusuydu. Televizyon sürekli iki tarafın da harap olmuş sokaklarını gösteriyordu. Neden çıktığı çoktan unutulmuş olan bu anlamsız savaş biteceğe benzemiyordu. Böyle bir karmaşada hiç kimse turistik gezi yapmak için oralara gitmezdi tabii. Benim gidişim de tamamen iş içindi. Bağdat''ın ortasında, savaşa rağmen kurulmuş olan tekstil fuarında görev yapacaktım. Uçak havaalanına indiğinde nasıl bir karar vermiş olduğumu daha net kavramıştım. Gece yarısı olmasına karşın gündüz gibi aydınlatılmış apron sıkı bir biçimde askerler tarafından korunuyordu. Ortada üniformalı olmayan bir tek Allah''ın kulu yoktu. Her neyse... İnginç bir yolculuk olmuştu. Her sokakta Saddam Hüseyin''in el yapması resimleri asılıydı. Her resimde birbirinden yakışıklı görünen lider, bu resimleri kendisi koydurmuştu. Biraz rahmetli Ayhan Işık''a benziyordu galiba. Halkın mutlu mu yoksa mutsuz mu olduğunu anlamak mümkün değildi. Kesin olar tek duyguları korku idi. O kanlı savaş ruhu şehrin dillere destan güzelliğini gölgelemişti. Binbir Gece Masallarında adı geçen büyüleyici kubbeleri falan insanın gözü görmüyordu. Ama ne olursa olsun o topraklarda kabri bulunan büyük zatlar etkiliydi. Bu duyguyu kelimelerle izah etmek zor. Ancak gidip havayı yerinde solumakla olur. Geylanî Hazretleri''nin kabrini ziyaret edişimi hatırlıyorum. Eşsiz bir tecrübe idi. Aklımın bir karış havada olmasına rağmen çok önemli bir yerde bulunduğumu hissetmiştim. Her tarafı inanılmaz güzellikteki çinilerle bezenmiş olan muhteşem bir caminin içindeydi kabir. Bir kez daha orada bulunabilmeyi nasıl isterim şimdi. Bu kadar Bağdat muhabbetinin nereden çıktığını merak edebilirsiniz. Son yıllarda okuduğum en başarılı kitaplardan bir tanesi sebep oldu buna. Güneli Gün tarafından kaleme alınmış Bağdat Yollarında isimli kitap... Bu eseri tek kelime ile özetlemek mümkün değil. Roman deseniz değil, masal deseniz; belki ama tam değil. İnanılmaz bir yetenek, hayranlık uyandıracak bir hayal gücü ve eşine az rastlanır bir kalem kıvraklığı... Daha önce Güneli Gün ismini hiç duymamış oluşum acaba benim cehaletimden mi kaynaklanıyor? Kitabın ilk sayfasında yazardan kısaca söz ediliyor. İzmir''de büyüdüğü, üniversite öğrencisi olarak Amerika''ya gittiği ve orada kaldığı anlatılıyor. Iowa Üniversitesi''nden Yazarlık Atölyesi M.F.A. derecesi, John Hopkins Üniversitesi''nden N.A. derecesi almış. Halen Ohio''nun Oberlin kentinde oturmakta ve Oberlin kolejinde yazarlık ve kadın incelemeleri konusunda dersler vermekteymiş. Bir psikologla evliymiş ve bir oğlu varmış. Kitap, İngilizce yazılmış. Büyük ihtimalle son yıllarda çok alıştığımız gibi aslında Türk olan yazarın anadiline fazla hakim olamaması durumu hasıl olmuş. Bu çok acı. Ama kanımızı taşıyan ve dünyaya açılabilen bu kadar çok ve başarılı yazarlara sahip olmamız bizi teselli edebilir. Ve bu insanların neden Türkiye''de yaşamadıklarını sorabiliriz kendimize. Bağdat Yollarında, Remzi Kitabevi''nden çıkmış. Çok satıyor oluşu normal. Okunduğunda keyif veren, akıcı ve renkli bir hikaye. Kitap okuma alışkanlığınız varsa fazladan zevk duyacağınız, yoksa edineceğiniz bir fırsat. Mutlaka alın ve okuyun derim. Benim Bağdat''a gidişimden bu yana uzun zaman geçti. Çok şey değişti ama Saddam''ın savaşmaya karşı duyduğu tutku aynı kaldı. Kitaptan anladığım da bu. İnsanoğlunun bazı dürtüleri ve arzuları hiç değişmiyor.

SÖZÜN ÖZÜ Bilgili bir aptal, bilgisiz bir aptaldan daha aptaldır.

LE V H A Gecenin kara pelerini herkesi aynı şekilde örter.