Kaydet
a- | +A

Son günlerin moda tartışmalarından birisi de kuşkusuz kanserin bakteriyel olup olmadığı hakkındaki. Bu ihtimal Türkiye''de sayın Mahçupyan tarafından gündeme getirildi. Aslında bu, sadece onun fikri değil. Amerika''da bir bayan hekim tarafından yürütülen bir çalışmanın Türkiye ayağı sadece. Kanser insanlığı inleten hastalıkların başında geliyor ve gün geçtikçe vakalarda artış gözüküyor. Tedavisi imkansıza çok yakın ama uzmanlar bunu açıkça ifade etmekten kaçınıyorlar. Bunun iki sebebi var. Birincisi bu tip hastalıklarda hastanın moral seviyesi çok mühim. İkincisi ise hastalığın son döneminde çekilen ağrıların dayanılmaz boyutlara ulaşması. Bu düzeye gelindiğinde doktorlar ağırlıklı olarak ağrıyı hafifletmek için çabalıyorlar. İşin kötü yanı bu noktada morfinin bile fazla fayda etmemesi. Tabii bunlar genellemelerle alakalı. Mutlaka istisnalar vardır. Bu satırları okuyan herkesin paniğe kapılmasına gerek yok. Bir başka ürkütücü gerçek ise kanserin son derecede pahalı bir illet oluşu. Kullanılan tedavi yöntemleri ve ilaçlar dudak uçuklatacak cinsten fiyatlarla piyasadaki yerlerini koruyorlar. Öldürücü bir hastalığa yakalanan insanlar elbette olası her türlü ihtimali zorlayarak para bulmaya gayret ediyorlar. Bulamazlarsa yapılacak bir şey yok zaten. Kanserin anayurdu Amerika''da şüphesiz daha ileri teknoloji kullanılıyor. Ama bugüne kadar "tamamen tedavi ettik" diyebildikleri bir örnek yok. Son bir, iki yıldır bazı kanser vakalarında ameliyattan sonra uygulanmaya başlanan proton isimli bir tedavi yöntemi deneniyor. Bildiğim kadarıyla Amerika''da bile henüz bir tek hastanede uygulanan bir yöntem bu. Yine de hastalar için ciddi bir umut kapısı. Şimdi gelelim kanserin aşısı olup olmadığına. Tıp dünyası bu yüzden ikiye bölünmüş vaziyette. Hemen her yerde bu tartışma yapılıyor. Bir kısım gelenekçi hekimler bunun imkansız olduğunu savunurken diğerleri "neden olmasın" diyebiliyorlar. Genetik şifreleri yüzde doksan dokuz nokta sekiz oranında çözebilmiş insanlığın bir hastalığı henüz yenememiş olması pek de mantıklı değil bana sorarsanız. Üstelik yüzde yüzünün çözüldüğü de kulaktan kulağa yayılan bilgiler dahilinde. Bu durumda kanser nasıl olup da muamma halinde kalabiliyor? Seksenli yıllarda gastrit, ülser gibi mide hastalıklarının mikrobik olduğu bilinmiyordu. Dolayısı ile doktorların ilk tavsiyesi ameliyat oluyordu. O yıllarda ortaya birisi çıkıp bunun mikrobik bir hastalık olduğunu iddia etseydi kıyamet kopardı şüphesiz. Üstelik mide rahatsızlıkları dalında satışa sunulan ilaçların pazar paylarını unutmamak lazım. Aradan geçen yıllar içinde akla yakın gibi görünmeyen bu ihtimalin gerçek olduğu ortaya çıktı. Şimdilerde doktorlar, mide ilaçlarıyla birlikte antibiyotik tedavisi uyguluyorlar hastalara. Bu da hiç şüphesiz hem daha kolay hem de daha ucuz oluyor. Kanser meselesine bu gözle bakarsak umut olduğunu görebiliriz. Belki de şu anda bilemediğimiz çözümler söz konusudur. Ya da biraz tatsız bir olasılık düşünülebilir. Belki de kanserin ilacı ya da ilaçları bulunmuştur ama henüz açıklanmamıştır. Bu elbette bir insanlık suçu olarak kayıtlara geçecektir ama eğer gün ışığına çıkarsa... Para, insanoğlunun en zayıf olduğu konu. Bu dünyada para için gözünü kan bürüyenlerin sayısı hiç de az değil. Bunca savaş neden çıkıyor sanıyorsunuz? Silah ve uyuşturucu ticaretleri yürüyebilsin diye birtakım karanlık güçlerin dinlenmeksizin çalıştıkları sır değil.

Bu karanlık tablo çerçevesinde sayın Mahçupyan''ın sözlerini bir kalemde silip atmak mümkün değil. Eğer iddiaları doğruysa yani kanser bakteriyel bir hastalıksa ve bu durumda aşısı üretilebilirse bu müthiş bir şey olur. Tabii ben doktor değilim. Ama eğer doktor olsaydım bir an önce bu ihtimalin üzerinde çalışmaya başlardım ve önlemler listesi hazırlardım. Çünkü bulaşıcılık, göz ardı edilemeyecek bir tehlike haline geliyor bu şartlarda. Şu anda dünyada milyonlarca insan kanserin ağırlığı altında eziliyor. Allah hepsine şifalar nasip eder İnşallah diye dua ediyorum. Ve kanser gibi üzerinde pek konuşulmayan tabulaşmış bir konunun daha tartışmaya açılmasını bile ilerleme olarak kabul ediyorum.

Sözün Özü Büyük düşünceler yürekten doğar.

Levha Çocukluk mantığın uykusudur.