Kaydet
a- | +A

İtiraf ediyorum. Otuz iki yaşındayım ve hâlâ annemin göstereceği şefkate ihtiyacım var. Annelerin çocuklarını her zaman bebek gibi gördükleri doğrudur. Yalnız pek sözü edilmeyen bir doğru daha vardır. O da çocukların annelerine hep sığınmayı istedikleridir. İnsan psikolojisi, çözülmeyi bekleyen birçok bilinmeyenli denklem gibi. Kendi aklımızdan geçenleri bile doğru düzgün yorumlamaktan aciz kalıyoruz çoğunlukla. Gün içinde verdiğimiz tepkilerden tutun da uyurken gördüğümüz rüyalara kadar her şey göründüğünden farklı hedefleri işaret ediyor.

Başkalarını anlayacağız diye kendimizi harap ederken, daha kendi kendimizi anlayamadığımız gerçeğini görmezden geliyoruz. Bunun doğruluğunu insanları dikkatle izleyerek netleştiriyorum. Mutsuz kadın nüfusu kalabalık bir coğrafyada yaşıyoruz. Kimi bunu açıkça söylüyor, kimi ayıplanmaktan korkuyor ve acısını tek başına taşıyor. Ama farkında olmadan herkes kalbine gömdüğü sırlarını gözbebekleri vasıtasıyla dışa vuruyor. Eğer karşısındaki kişi bakmayı biliyorsa her türlü sır deşifre olmak zorunda kalıyor. Geçenlerde bir bayan okurum beni eleştiren bir mesaj göndermiş. Durmadan kendi hayatımdan, aşklarımdan ve acılarımdan bahsettiğimi artık köşeme çekilmemin zamanının geldiğini belirtmiş. Mutsuzluğu bilgisayarın tuşlarından benim ekranıma akmış sanki. Nereden mi anladım mutsuzluğunu? Basit. Hiçbir mutlu kadın sabah sabah kalkıp okuduğu gazetenin bir yazarına mail gönderip hayata duyduğu kızgınlığı tanımadığı kişiden çıkartmaya kalkışmaz. Mutlu kadınlar, sabah saatlerinde evin içinde kelebekler gibi dolaşıp etrafa neşe saçarlar. Şifon sabahlıklarının hışırtısı tatlı bir tını çıkartır. Eşlerini özleyip telefona sarılırlar ve sevgi dolu birkaç kelime duymak onları daha da keyiflendirir.

Beklentilerinin karşılığını almış insanları isteseniz bile kızdıramazsınız. Her şeye hoşgörüyle yaklaşırlar. Kafaları daha iyi çalışır. Seratonin ve adrenalin salgıları yeterli seviyede olduğu için akılları karışık vaziyette değildir. Kısacası okuduklarını anlarlar.

Satırları okurken satır aralarını da algılayabilirler.

Yazılarımda sıklıkla birinci tekil şahıs kullandığım doğrudur. Yalnız kendi perspektifimden çözmeye çalıştığım hayat bilmecesi birtakım evrensel gerçeklerin kıyaslamasıdır bir anlamda. Benim gerçeklerimin çoğu bütün insanların gerçekleridir. Sevgiye ihtiyaç duyduğum, aldatıldığım, yanıldığım, hata yaptığım, haksızlığa uğradığım doğrudur. Ve bu doğrular aynı zamanda diğer insanların başına gelenlerle örtüşür.

Dediğim gibi insan psikolojisi engebeli bir arazi ve bilinmeyenleriyle bana çok çekici geliyor. Duygularımızın haritasını çıkartabilseydik ne denli eşsiz yaratıklar olduğumuzu daha rahat görebilirdik.

Ben bu ülkede yaşayan otuz iki yaşında bir kadınım. Hâlâ anneme ihtiyacım var. Ya siz? Sizin kime ihtiyacınız var?