Kaydet
a- | +A

Sayın Ali Müfit Gürtuna''yı zaten severdim. Belediye Başkanlığı yaparak geçirdiği onca zaman içinde sürekli çalışkan ve sağduyulu bir çizgi içinde kaldı. İstanbul''da yaşayıp da Belediyenin çalışmalarından memnun olmadığını söyleyecek insan sayısının fazla olduğunu sanmıyorum. Başkan gerek aktiviteleri, gerek basını bilgilendirmek için sarf ettiği çaba ve gerekse düzenli aile hayatı ile doğru bir örnek oluşturmakta. Yine de itiraf edeyim, Cumartesi gecesi televizyon izlerken gördüğüm sahneler beni şaşırttı. Evet, Başkan çocukları çok seviyor ve kendi ailesine de sıkı sıkıya bağlı ama ben onun bu denli duygulu ve yumuşak kalpli olduğunu bilmiyordum. Dünya Çocuk Günü sebebiyle düzenlenen etkinlikler çerçevesinde çalışarak yaşamak zorunda olan çocuklara ve sokakta yaşayan çocuklara İstanbul Belediyesi yardım paketleri dağıttı. On bin çocuğu kapsayan bu yardım dağıtımı gerçekten görülmeye değerdi. Çok zor koşullarda hayatta kalmaya gayret eden bu çocuklar o gün yine de hatırlanmış olmaktan mutluydular. Ellerine verilen poşetleri parlayan gözler ve gülen yüzlerle kabul ettiler. Kimi kameralara el salladı, kimi Başkanı Bakan zannetti. Ortak noktaları çocuk olmalarıydı. Ve her şeye rağmen sevinmek için ellerine geçen bu fırsatı değerlendiriyorlardı. Çünkü onların sevinmeye fazla imkanları olmuyor. Sokaklarda, yakıcı soğukta bazen aç bazen daha da aç geçen gün ve gecelerde tek düşleri sıcak bir yemek bulup huzurlu bir aile ortamında güven duygusunu tadarak uykuya dalmak olan bu küçük insanlar ne yazık ki en doğal haklarından mahrum kalmışlar. Üstlerinde incecik kumaş parçalarıyla hayat mücadelesi veren bu insanlar aslında hepimizin çocukları. Bizler sıcak yuvalarımızda keyfimize bakarken onlar dışarıda titriyorsa, bu hepimizin ayıbı. Türkiye fakir bir ülke. Bu acı gerçeği artık kabul edelim. Bir kaç bin ailenin refah içinde yaşıyor olması tabloyu değiştirmeye yetmiyor. Her yıl bitmek bilmeyen skandallarla sarsılmak bile bu fakirliğin sonucu. İmkan bulanlar ayakta kalmanın tek yolunun para sahibi olmak olduğunu bildiklerinden gözleri dönüyor. Bir süre sonra hiçbir sınır ve yasağı tanımaz hale geliyorlar. Sonuç ortada. Bu öylesine hazin bir tablo ki koskoca Belediye Başkanı kendisini tutamayıp halkın ve basının önünde göz yaşlarına boğuluyor. Kesik kesik söylemeye çalıştığı cümle ağır. "İnanın sorumluluğumuz çok fazla!" Yalan mı? O gözyaşları sahte ya da yersiz mi? İki sorunun cevabı da olumsuz. Evet, sorumluluğumuz çok fazla. Anlamsız lükslerimizin derdine düşeceğimize biraz da ihtiyacı olanları aklımıza getirsek, en azından bir kaç kişiyi kurtarabilsek bile kârdır. Ve Başkan samimi. O iyi bir insan. Çocukların çaresizliğine kendi çaresizliği eklenmiş. Yardım etmek istiyor. Ama elinden ne ölçü de gelebilir yardım etmek? Bunların hepsi para işi. Yoksa bu dramın bir gün bile uzamasına izin vermeyeceğini düşünüyorum. O zavallı çocuklar "Başkan amca bizi unutma" diye seslendiklerinde Başkanın ne hissetmesini beklerdiniz? Gazetelerde her gün milyarlık saatlerin kapışıldığını ya da ultra lüks araba satışlarının dünyanın bir çok ülkesine göre Türkiye'' de çok fazla olduğunu okuyoruz. Gece kulüpleri dolup dolup boşalıyor. Mankenler servetlerine servet ekliyor. Bu tablo da en az evsiz çocukların oluşturduğu tablo kadar hazin bir anlamda. Ama ilkinde açlık söz konusu. O gün televizyonu izlerken ben de Başkan''la birlikte ağladım. O çocuklara, bizim duyarsızlığımıza, toplumun uç noktalara ayrılmasına, ahlak fakirliğine ve yetkililerin bile çaresiz kalıyor olmasına ağladım. Sanırım Başkan da bunlar için döküyordu göz yaşlarını.

Sözün Özü Çocukluk mantığın uykusudur.

LEVHA Bakmakla görmek arasında fark vardır.