Kalemin ucu parlıyor, bilgisayarın tuşları sanki bir an önce parmaklar ona dokunsun diye çağrıda bulunuyor. Kelimeler öne geçme telaşında "önce ben" dercesine çırpınıyor. Yazacak çok konu, anlatacak çok olay var. Türkiye mümbit bir arazi. Uykuda bile olsanız ilginizi çekecek, ilgilerini çekecek hadiseler oluşuyor. İş, onları düzenlemekte. Doğru zamanda doğru yazıları yazmakta. Akılla mantığın buluştuğu köşede durup elekten geçirmekte.
"Yalnızca ben, hep ben" çığlıkları atarak önüne geleni kırıp geçirenlerin sakinleşmesi gerekir. Suçu yalnızca karşı tarafın omuzlarına yükleyip kenara çekilmekle ne hak yerini bulmuş olur ne de iddia edilen ''iyi insan'' portresi tamamlanmış... Hayat gerçekten tuhaf. Bunu sık sık yazıyorum, farkındayım ama yeni bir güne gözümü açtığım her sabah şaşıracağım yeni olaylar vuku buluyor. Bunda benim katkı payım yok. Karanlık gecelerde yapılan gizli anlaşmalar ve başkalarının ipini çekmek için el değiştiren banknotlar sadece eski casusluk filmlerinde olur sanmayın. İnsanoğlu hep istiyor. Bu istemenin herhangi bir sonu yok. Güç etkileyici. Sokakta yaşayan sıradan bir kişi olmaktansa birkaç tane sekreteri bulunan, bir sözüyle etrafındakilerin durumunu değiştirebilen bir "imza" olmak çok daha keyifli herhalde. Bunu sağlayabilmek uğruna nelere katlanıldığı ise iş bittiğinde önemini kaybediyor.
Bana sorarsanız bütün bunların anlamı yok. Sekreterlerinizin maaşlarını alabilmek için sizin doğum gününüzü takip ettiklerini bildiğiniz halde çok sevildiğinizi zannetmek biraz saflık olur çünkü. Tabii sevilip sevilmemek sizin için fark ediyorsa...
Etmiyorsa hayatta yükselmekten başka seçeneğiniz olmaz. Kimseyi umursamazsınız. "Sevseler ne olur, sevmeseler" deyip aynı oyunu onlarla birlikte oynarsınız. Profesyonellerin dünyasında bunlar sıradan ilişkiler. O dünyada en ufak bir hataya ya da zayıflığa yer yoktur. Yirmi dört saat tetikte, sürekli kulağınız kirişte yaşarsınız. Sizin yerinize olayları takip etmeleri için insan beslersiniz. Sonra onlara da güvenmemeye başlarsınız. Paranoya artık göbek adınız olmuştur. Gölgenizden bile çekinirsiniz. En büyük silahınız olan para aynı zamanda en büyük düşmanınız haline gelir. Çünkü sizin ödediğinizin biraz daha fazlasını ödeyecek birileri çıkarsa yanınızdakilerin ihanetine uğrayacağınızı bilirsiniz. Bir araba, birkaç tane on bin içeren dolar destesi kâbusunuz olur. İnsan herkesi kendisi gibi bildiği için kimsenin sizi kayıtsız şartsız seveceğine ihtimal vermezsiniz. Bir gün önce gözünüzün içine bakarak dünyadaki en mühim kişinin siz olduğunu söyleyenler gün olup devran dönerse tekme atmak için sıraya gireceklerdir, bilirsiniz.
Bu şekilde yaşayıp gidersiniz. Anlattığım işkencede şansınız varsa bir gün emekli olur köşenize çekilirsiniz ve oturup anılarınızı yazmayı falan denersiniz. Ama kalem sadece yazabilene hizmet eder. O yüzden bu konuda ancak yetenekli iseniz iş görebilirsiniz. Her gün gazetelerde fotoğraflarını gördüğümüz parlak yaşamların kahramanlarının çoğu bu cenderede acı çekiyor aslında. Başkalarının sıkıntıları bizlere ferahlık vermez elbette. Ama "sıradan" dediğimiz yaşamlarımızın kıymetini belki bu şekilde anlayabiliriz diye düşündüm. Şu kısacık hayatta sevmeden sevilmeden yaşamak, imitasyon ilişkilerde çürümek; kazancı ne olursa olsun zordur. Yalnızlık Allah''a mahsus. Biz kulların hele de kalabalıklar içinde yalnız olduğumuzu bilmemiz belki de en ciddi cezalardan bir tanesi. Kalem devam etmek istiyor. Ama şimdi biraz ara verip beklemek zamanı.
Sözün Özü İnsan gençliğinde öğrenir, yaşlılığında anlar.
L E V H A Hiçbir tartışma tartışarak kazanılmaz.

