Kaydet
a- | +A

Hiç keyfim yok. Uğultu halinde bir baş ağrısı çekiyorum. Suratımın asık olduğunu biliyorum. İçimden bunu değiştirmek için çaba sarf etmek gelmiyor. Bir müddet sonra asık suratım benim bile canımı sıkıyor. "Ya, ne kış akşamı yüzlü oldum ben" deyip yine söylenmeye başlıyorum. Sebepsiz gibi görünen içsel tepkiler bunlar.

Bütün dünya devamlı konuşuyor, tartışıyor. Uzayda lüzumsuz ses birikintileri oluşup duruyor. Herkes bir diğerine muhalif. Bütün insanlığın hemfikir olduğu tek konu yok. Şimdi ilk akla geleni söyleyip "sevgi, dostluk, barış" üçlemesine başvuranlarınız olur. Eğer bu doğru olsaydı dünyada bu kadar çok savaş, bu kadar çok nefret, bu kadar çok düşmanlık olur muydu sizce? Lafa gelince herkes bol keseden atıyor. Ama iş icraata gelince millet sus pus oluveriyor. "Madem dostluktan yanasın gel bazı fikirlerinde yumuşa biraz" deseniz karşınızdaki hemen "önce sen" der. Sessizlik istiyorum. Saf, katıksız bir sessizlik. Tamam çok uzun olmasın. Belki bir an, sadece kısa bir an bütün sesler sussun. Her şey dursun. Belki o duraksamada dinlenebilirim. Belki her şeyi yeniden gözden geçirmek mümkün olur. Belki yeni başlangıçlar yapabilirim o zaman. Belki, belki, belki... Olasılık hesapları yaparak yaşıyoruz. Belki deprem olur, belki de olmaz. Eh, herhalde. Başka ne olabilir ki zaten. Ya olur, ya olmaz. Gazetelerin bahsettikleri toplum halinde geçirmekte olduğumuz depresyon mu sebep acaba huysuzluğuma? Belki. Yine belki. İnsanoğlunun istekleri hiç bitmiyor. Dilediğimiz gibi yiyip içmek peşindeyiz ama zayıf kalmak da lazım. Medyada beynimizin içine sokulan sıska kızların görüntüsüne şartlı vaziyetteyiz. Kilo alırsak toplum dışı olacakmışız gibi hissediyoruz. Tek tip insan ırkı üretmek peşindeki bilim adamlarının komplosu mu bu yoksa? Basit şeylerden keyif almak niyetindeyim halbuki. Bir fincan kahveden, hoş bir manzaradan, denizin mavisinden, doğanın parlak yeşilinden mutlu olmanın, mutlu olmak için tek yol olduğunu biliyorum. Zor imtihanların yorgunuyum galiba. Çaresizlik insanın başına gelebilecek en büyük felaket. Sorununuz var ama elinizden gelen bir şey yok. Bunu kendimden yola çıkarak yazmıyorum. Her gün o kadar çok mail ve faks alıyorum ki... Derdi olmayan yok sanki. Bazıları önemli dertler hakikaten. Bazıları ise biraz önce yazdığım toplumsal şartlandırmaların doğal sonuçlarından kaynaklanan imitasyon sorunlar. Bir okurum maddi destek istiyor mesela. Diyemiyorum ki kelin merhemi olsa kendi başına sürecek. Soruyorum neden para gerektiğini. Estetik ameliyat için diyor. Yanlış anladığımı düşünüp tekrar etmesini rica ediyorum. Cevap aynı. Doğru duymuşum demek ki. Estetik ameliyat. Herhalde yara ya da yanık izi falandır diye incitmeden detay anlatmasını istiyorum. Anlatıyor. Ben yine yanılmışım. Konu göğüsleriymiş. Bu tip bir estetik operasyon geçirmek istiyormuş çünkü bunu kafasına çok takıyormuş. Buyurun bakalım. Şimdi ben ne cevap vereyim? Para yardımı yapmam zaten söz konusu değil. Ama sorununu anlatan diğer okurlarım bunu duysalar ne olurdu diye düşünüyorum.

Bir başka okurum daha var ilgimi çeken. O da Sibel Can ile beni aynı kişi zannediyor. Kaç kere izah ettim Sibel hanımın başka, benim başka iki ayrı insan olduğumuzu. Başarılı bir sonuç elde edemedim. Sibel Can ve ben. Benzesek içim yanmayacak. İşin tuhafı aynı insan olarak kabul ettiği ikimizle evlenmek istemesi okurumun.

İşte böyle. Bunları neden yazdım ben de bilmiyorum. Ama öyle günler oluyor ki insan başına gelen olaylar karşısında ne yapacağını şaşırıyor. Belki sizinle bunu paylaşmak istedim. Bakın yine belki!

SÖZÜN ÖZÜ Sanatta ve siyasette gönül borcu diye bir şey yoktur.

LEVHA İleri görüşler ileri sorumluluklar getirir.