Kaydet
a- | +A

Sonunda son derece de ciddi bir adam olan Prof. Ahmet Mete Işıkara''yı da çıldırttılar. Bu ülke insanlarına bunu yapıyor işte. Evinde bulaşık yıkarken bir tanıdığı vasıtasıyla ya da hoş vücut ölçüleri sebebiyle kapağı televizyon kanallarından birisine atmış olan genç kız ve erkeklerimiz muhabirliği meslek olarak seçmeyi adet edindiklerinden beri uzmanlara sordukları ilginç sorularla dikkatleri üzerlerine çekiyorlar. Sadece ses çıkartmak amacıyla sorulmuş ipe sapa gelmez soru cümleleri konu uzmanlarına adrenalin etkisi yapıyor. Sinirler geriliyor, muhtemelen tansiyon yükseliyor, renk kızarıyor ve bir süre sonra muhatap sinirle konuşur hale geliyor. Ahmet Mete Işıkara bunlardan sadece bir tanesi. Adamcağıza o kadar çok yüklendiler ve depremin tek sebebi onun yaptığı açıklamalarmış intibaını yaydılar ki sonunda o da dayanamadı ve püskürdü, "ben manyak mıyım ki böyle şeyleri durup dururken söyleyeyim" deyiverdi. Haklı tabii. Hiç kimse milleti korkudan tir tir titreten bir depremin müsebbibi gibi görünmek istemez. Her zaman olduğu gibi bu deprem konusunun da sulandırıldığına inanıyorum. Her şeyi tadında bırakmak gerekir. Ne zaman ve kaç şiddetinde olacağı bilinmeyen ve bilinmesi olanağı da olmayan bir deprem olasılığı yüzünden milletçe kafayı yememizin anlamı yok. Bu tabiri özellikle kullanıyorum çünkü şu anda söz konusu olan nevroz ancak bu şekilde özetlenebilir. Ne yani bugüne kadar ne zaman öleceğimizi biliyor muyduk? Elimize verilmiş herhangi bir garanti belgesi ya da senet mi vardı? Çok iyi biliyorsunuz ki bu soruların tek cevabı var o da "hayır." O halde bu delicesine korku neden? Alınyazısı gerçeğini, kaderi unuttuk mu yoksa? Alnımıza yazılmış olanın mutlaka vücut bulacağını bilmiyor muyuz? Yoksa iş ciddiye binince işimize mi gelmedi bu gerçekleri göğüslemek? Can tatlı tabii. Ama birgün bedenden ayrılacak işte. Bir okuyucum faks göndermiş ve neden hep ölümle ilgilendiğimi sormuş. Yanılıyor. Hep ölümle ilgilenmiyorum. Tam tersine bu yaşa kadar hiç olmadığı kadar çok zevk alıyorum hayattan. Sadece ölüm gerçeğini kabul ettim. Dünya yaratıldığından beri hiç kimse için değiştirilmemiş olan ölüm kuralı benim için değiştirilmeyeceğine göre neden kendimi yorayım? Zaten hayattan daha fazla zevk almaya başlamamın sebebi bu. Biteceğini bilmek ve mümkün olduğu kadar kâr sağlamak. O yüzden bu deprem kendi adıma umurumda bile değil. Elbette canı yananlar ve hayatını kaybedenler için derinden üzülüyorum. Ama ya benim de başıma gelirse diye sinir krizleri geçirmiyorum. Çünkü gelecekse gelecek zaten. Bir tek dua kaderi değiştirebilir biliyorsunuz. Yani elimizdeki tek silah, aslında her zaman olduğu gibi Kur''an-ı Kerim. Günlük hayatımıza devam edip elimizden geldiğince çok dua etmek yeterli olacaktır diye düşünüyorum. Yoksa en az deprem kadar hasar verecek bir ekonomik krizle karşı karşıya kalacağız. Ticaret adeta durmuş vaziyette. İnsanlar şimdi oldu, şimdi olacak diye para harcamaz oldu. Böylece piyasalar neredeyse mola vermiş gibi. Kendimize bu cezayı vermeyelim. Hem psikolojik açıdan hem de maddi bakımdan yeni açmazlara düşmemek için dişimizi sıkmak zorundayız. Bırakın dünya kendi bildiği gibi dönsün. Bizler alt tarafı kuluz ve bize değersiz fikirlerimizi soran yok. Başımıza geleni paşa paşa çekeceğiz. Hiç değilse erkeklik bizde kalsın. Işıkara hocayı da rahat bırakalım. Adam ne bilsin sorduğumuz soruların cevabını. Ayrıca o da depremden muaf değil ki. Büyük bir felaket olursa o da kendi payına düşeni alacak işte. Siz keyfinize bakın.

SÖZÜN ÖZÜ Adamakla mal tükenmez.

LEVHA

Sizi sevmeyeni siz hiç sevmeyin.