Pazartesi günkü gazetelerin çoğunda ilginç bir intihar haberi yer alıyordu. Polis sayfalarında akla gelmeyecek olayların haberlerini okumaya alışık olduğum halde bu sefer şaşırdım. Otuz yaşındaki güzel ve belli ki zengin bayan son model kırmızı Alfa Romeo marka otomobiliyle Boğaz Köprüsü''nün üzerinde duruyor. Arabanın kapılarını açık bırakıyor ve görenlerin inanamayan bakışlarına aldırmadan kendini o yükseklikten boğazın beton etkisi yapacak sularına bırakıyor. İsmi, Hürriyet''e göre Bikris Kuzik, Milliyet''e göre ise Dikris Kuzik. Bu iki gazetede birbirine benzemeyen fotoğraflar yayınlanmış. Ama anlaşılan hangi fotoğraf doğru olursa olsun bayan Kuzik alımlı bir bayanmış. Ailesiyle Florya''da oturan Kuzik kısa süre önce eşinden ayrılmış. İntihar notunda herhangi bir sebep belirtmemiş. Acı haberi alan ailesi evlerine kapanmış. Neden bu konunun üzerinde bu kadar durduğumu merak edebilirsiniz. Aslında tam olarak ben de bilmiyorum. Ama o kadar genç ve güzel bir kadının bu şekilde hayatına son vermesi dikkatimi çekti işte. Florya''da oturduğuna göre belki de sima olarak aşinalığımız vardır. Zaten her gün sayısız insanla karşılaşıyor, evlerinin, iş yerlerinin önünden geçiyoruz. O insanların neler yaşamakta olduklarını tahmin bile edemiyoruz. Gece olup ışıklar yandığında gökyüzündeki yıldızlar gibi parlayan o küçük küçük binlerce pencerenin ardında ne dramlar yaşanıyor oysa. Kitaplarda kadınların intihar ederken genel olarak güzelliklerini bozmayacak yolları tercih ettikleri yazar. Bu anlamda hap içerek ölmeyi seçen bayanların sayısı oldukça fazla. Yolu ne olursa olsun bir insan neden ölmek ister? Yaşadığımız sıkıntılar sebebiyle hepimizin sınırlarının zorlandığı oluyor. Dayanamayacağımızı düşündüğümüz, çaresiz hissettiğimiz birçok olay geliyor başımıza. Ama sakın yanlış anlaşılmasın, bu sözlerim asla yerme anlamında değil. Dışarıdan bakıp başkalarının felaketlerini yargılamak benim haddim değil. Bir anlık bir gaflet, kötü saate denk gelme ile herkesin sapabileceği bir yol bu sonuçta. Cinnet geçirme denen hadise de olabilir. Arabasının kapılarını açık bıraktığına göre belki de planlamadığı halde birdenbire ölümü seçti. Maddi durumu iyi de olsa, güzelliği yerinde de olsa kadınlar bu hayatın sertliğinden daha çok etkileniyorlar. Bu köşede hep altını çizmeye çalıştığım nokta bu işte. Belki gördüğünüzde imreneceğiniz bir kadın, iç dünyasında kocasının ilgisizliği ya da kötü davranışı ile ezilmiş bir kişi olabilir. Bu yüzden her türlü şartlandırmaya karşı çıkıyorum. İnsanlar kendi hayatları, görüntüleri ve tercihleri konusunda tamamen özgür olmalılar. Her türlü baskıdan uzak, rahat ve huzur içinde yaşamalılar. Ölen hanımın içinde bulunduğu ruh durumunu tahmin etmek imkansız. Kesin olan şu ki kimse mutluluktan ölmez. Şimdi geride kalanların çok acı çekecekleri belli. Allah kimseye evlat acısı vermesin. Bu işin içinde bir başka acı daha var.
Zavallı Kuzik, intihar notunda polislerden ailesine haber verilmesini ama kesinlikle olayın basından gizlenmesini istediğini yazmış. Fakat anlaşılan bu isteği yerine getirilmedi. Acaba bu olayın ifşa olmasını neden istemedi? Belki ailesinin daha fazla üzülmesini engellemeye çalıştı. Ama çocuğunun ölümüyle karşılaşmış bir aileyi daha fazla ne üzebilir? Sonuçta ortada hayatının en verimli döneminde hayata gözlerini kapatan bir kadın, arkasında çaresizlik içinde kıvranan bir aile kaldı. İstemediği halde gazete sayfalarında yer alması ise hayatın ona yaptığı son cilve oldu. Bu olay beni hakikaten üzdü. Vefat eden Kuzik''in ailesine sabır dilerim.
Levha Kelimelerin gücünü bilmeden insanları tanımak mümkün değildir.

