Kaydet
a- | +A

Korkutucu bir şey bomboş ve bembeyaz bir sayfaya bakmak. İçiniz söylemek istediğiniz binlerce duyguyla dopdolu olsa da bazen yazamıyorsunuz işte. Aslında kendimi zorla beğendirmek ve ne olursa olsun cici görünmek gibi bir saplantım yok çok şükür. Buna şükrediyorum çünkü böylesi bir baskı kalemimi yozlaştırırdı. Gazeteciler çoğu zaman sevimsiz bilinmeyi göze alırlar. Tüm insanların aynı anda aynı fikirde olmaları ve sizin her yazdığınızı onaylamaları mümkün değil. Herkesin kendisine göre bir yaşamı ve doğruları mevcut. Ve bir görüş diğerine göre tam bir zıtlık meydana getirebiliyor. Son günlerde okurlarımla görüşme trafiğim yoğunlaştı. İtiraf edeyim ben de artık bu işe daha çok vakit ayırıyorum. Bu sayede sizlerin ne düşündüğünüzü biliyorum. Bunun bir tek mahzuru var o da masa başına geçtiğimde tepki alacak olan satırları hissetmek ve pek de uygun olmayan bir oto sansür uygulamak. Uygun olmayışı giderek sıradanlaşma tehlikesinden ötürü. Durmadan sizin istediklerinizi yazarsam o zaman benim ben oluşumun hiçbir özelliği kalmaz. Bazı okurlarımla sürekli yazışır oldum. Mesela bir üniversite öğrencisi arkadaş edindim. Bana gönderdiği ilk mailinde çok öfkeliydi. Hatırlarsanız geçen haftanın başında Hayalet Süvari isimli film hakkında bir eleştiri yazmıştım. Doğrusu yerden yere vurmuştum. Okurum bana kızmış. İşin ilginç yanı o da filmi pek beğenmemiş ama çok ağır kelimeler kullandığımı düşünmüş ve bunları yazma cüretini nereden bulduğumu merak etmiş. Eski bir sinemacı olarak bu hakka sahip olduğumu anlattım ona. Ayrıca sinema filmleri ve diğer bütün sanat ürünleri insanların beğenisine arz edilir. Bazıları hoşlanırken bazıları da beğenmeme hakkını kullanır. Eski bir sinemacı olduğumu yazınca aklıma başka bir okurum geldi. Beni çok severmiş ve bir gün birisine bundan söz etmiş. Anlatılan kişi okuruma, beni sevdiği için kızmış. Kendimi bir sevgi fedakarı olarak lanse ettiğimi halbuki bunun yalan olduğunu iddia etmiş. "Eğer gerçekten yazdığı gibi olsaydı geçmişi böyle mi olurdu?" diye bir soru yöneltmiş. Bunları okuyunca aldı beni bir düşünce... En ince ayrıntısına kadar geçmişimi ve bugünümü gözümün önüne getirdim. Elbette hatalarım olmuş ama böylesine bir eleştiriyi hak edecek bir anıya rastlamadım. O zaman aklıma bir arkadaşımın yaşamış olduğu bir olay geldi. Arkadaşım çok ünlü birisi. Senelerdir televizyon ekranlarından halka sesleniyor. Onu tanımayan yoktur desem yeri var. Bir gün grup halinde yemeğe gitmişler. Kalabalık oldukları için sıkışık vaziyette masaya yerleşmişler. Derken arka masada konuşulanlara kulak misafiri olmuş arkadaşım. Birisi oturmuş bizimki hakkında atıp tutuyormuş. Büyük ihtimalle ya arkadaşımı hiç yakından görmediği için tanımamış ya da orada bulunduğunu fark etmemiş.

Ama ne atıp tutmak! Sözde her gün birlikte olurlarmış ve arkadaşımın her sırrını bilirmiş. Aslında ahlaka aykırı bir hayatı varmış bu ünlü kişinin. Hatta sapık olduğunu bile söylemiş utanmadan. İşte o zaman bizimki daha fazla dayanamamış ve arkasına dönüp kendisini tanıtmış. O ana kadar bülbül gibi konuşan kişi birden kıpkırmızı olmuş. Masasındaki diğer insanlar onun yalan söylediğini anlamışlar ve mahcup olmuşlar. Rezillik kısacası... İşte böyle... Beni yakından tanımayan ve kulaktan dolma fikirlerle atıp tutan herkese teşekkür ederim. Sayelerinde birçok günahtan kurtuluyorum. Ama yine de hatırlatırım, Allah kullarına göz denen nimeti, başkalarının hatalarını görsün diye vermediğini söylüyor.

SÖZÜN ÖZÜ İnsanlar kulaklarına gözlerinden daha fazla inanır.

LEVHA Susmak, konuşmanın güvenlik alanıdır.