İstanbul yolundayken elime aldığım gazetede gördüğüm bir haber beni derinden sarstı. Televizyon izleme adetim olmadığı için herşeyi en geç ben duyuyorum zaten. Sizler mutlaka biliyorsunuzdur. Defne Samyeli kanser denen amansız hastalığa yakalanmış, tedavi için Amerika''nın yolunu tutmuş. Defne, benim belki çok sık görüştüğüm bir kişi değil. Ama tanışalı yıllar oldu ve kendisini yürekten severim. Kalbinin temizliği yüzüne yansıyan, gözlerinin içi gülen, zeki ve çalışkan, pırıl pırıl bir insandır o. Seneler önce bir televizyon kanalının düzenlediği güzellik yarışmasında dereceye girmişti. O zamanlar şimdiki gibi önüne gelen güzellik yarışması organize etmiyordu. Kazananlar ve dereceye girenler kolaylıkla tanınıyordu. Defne de hemen bilinen simalar arasına girdi. Güzellik yarışması fikrini çok sempatik bulduğum söylenemez. Ama Defne gibi gençleri topluma kazandıracaksa yürekten destekleyebilirim. Çünkü Defne güzel olmanın yanında çok sayıda meziyeti bünyesinde barıdırabiliyor. Televizyon kameralarının karşısına ilk geçişini hatırlıyorum. Yanılmıyorsam gündüz kuşağında yayınlanan bir gençlik ve müzik programı sunuyordu. Heyecan içindeydi. Sunuculuğu mutlaka başarmak istiyordu. Her çekimine annesi de gelirdi. Annesi, son derecede sakin ve hoş bir hanımefendidir. Kızını gözünden bile sakınır, tatsız olaylar yaşanmasını engellemek istercesine dikkat kesilirdi. Gel zaman git zaman Defne hakikaten yetenekli olduğunu dosta düşmana kanıtladı. Onunki çabuk geçecek bir heves ya da ünlü olma merakı değildi. Televizyonculuğu gerçekten seviyordu ve yayının bir ekip işi olduğunu kavramıştı. Kaliteli programlarda karşımıza çıkmaya başlamıştı. Makyaj odasında ya da koridorda her karşılaştığımızda tatlı tatlı gülümser, dostluk gösterirdi. Ben de her zaman Defne''nin başarılarından keyif alırdım. Sonra sırayla hepimiz o zaman çalıştığımız televizyondan ayrıldık. Herkes kendi yoluna gitti. Ama bizim meslekte herkesin herşeyden haberi olur, illa ki aynı yerde çalışmak gerekmez. Defne hep yükselen başarı grafiğine sahip oldu. İyi bir kanala transferi gerçekleşti, sunuculuktan spikerliğe geçti ve gönlünü haberlere kaptırdı. Artık haberci olmak niyetindeydi. Bunu da başardı. Uzun süre gece haberlerinde görev yaptıktan sonra tam zamanında ana habere geçti ve hiç yadırganmadı. Bütün bunlar olurken Defne asla haris davranıp başka insanlarla itişip kakışmadı. Sadece eline geçen fırsatları akıllıca değerlendirip ayakta kalmayı bildi. Yıllarca görüşemedik. Sonra bir gün ben Holding''deki görevimdeyken telefonum çaldı. Arayan Defne idi ve özlediğini, görüşmek istediğini söylüyordu. Çok sevindim. Hatırşinaslığı beni şaşırttı da. Bu bağlantıdan sonra arada sırada görüştük. En son Milliyet 2000''de yazmaya başladığında mailleştik. Bir köşe yazıyordu ve sinyaller, yazmayı da başaracağı yönündeydi! Ve Ankara dönüşünde elime o gazeteyi aldım işte. Önce tam anlayamadım. "Ünlü haber spikeri kansere yakalandı" cinsi bir başlıktı okuduğum. Gencecik Defne... Bizim Defne! Hayırdır İnşallah, son günlerde hep ünlülerle ilgili yazılar yazmayı adet haline getirmek zorunda kaldım. Barış Manço, Kemal Sunal, Cenk Koray... Arada Ali Kırca''nın başına gelen talihsiz kaza... Şimdi de Defne. Gerçi anladığım kadarıyla hastalığı henüz ilk döneminde fark etmişler. Erken teşhis fırsatını yakalamışlar. Doktorların ameliyat ile bunun halline çalışacakları yazıyordu gazetede. Defne ise güleryüzüyle metanetli, "bunu da atlatacağını" belirtiyordu. İnşallah atlatır. Allah tez günde şifalar nasip etsin. Şimdi bize düşen oturup dua etmek ve Amerika''dan gelecek iyi haberleri beklemek. Bir haberci için haber konusu olmak pek hoş değilse de... Üzülmemek elde değil. Kimsenin uslanacağına inanmadığı yakışıklı ve sosyetik eşiyle mutlu bir yuva kurup bunca yıldır evliliğini de yürütmeyi bildi o. Eşi de bal gibi uslandı işte. Birbirlerine yakışan bir çift oluşturdular. Sonra nurtopu gibi bir bebekleri oldu. Hatta tombul doğduğu için Defne''ye takıldığımı hatırlıyorum. Bütün dünyevî sebepler bir yana bence o pırıl pırıl aileye nazar değdi. Herkesin iyi ya da kıskanan gözlerle izlediği bir hedefti onlar. Gözün ve sözün ağırlığının altında ezildiler. Televizyonda sürekli görünmenin bedeli bu işte. Bir gün, bir yerden beklenmedik bir terslik çıkıveriyor. Herkesin özenerek izlediği tabloda bir çatlak oluşuveriyor. Ama olabilecek en tatsız çatlak, sağlıkla ilgili olanı elbette. Şimdi benim arkadaşım amliyatla kanserden kurtulsa bile sonrasında birçok sıkıntı çekecek. Belki kem gözler peşini bırakır artık. Defne''nin en kısa zamanda bu hastalıktan kurtularak ülkesine dönmesini, hayranlarıyla kucaklaşmasını ve ekrandan bizlere gülümsemesini diliyorum. Sizden de ricam dualarınızı esirgememeniz. Çünkü onu sevdiğinizi tahmin ediyorum. Çünkü o sevilecek bir insan.
SÖZÜN ÖZÜ Her yeni gün yeni bir umut demektir.
LEVHA Sevginin yaydığı pozitif enerji her derde çaredir.

