Kaydet
a- | +A

Bazı insanlar huzursuzluktan hoşlanır. Devamlı gerilim içinde yaşamaktan anlamsız bir zevk alırlar. Ortamın gerginleşmesi için hiçbir sebep yoksa da onlar ne yapar eder bir sebep bulurlar.

İnişli çıkışlı duyguların arasında dolaşmak ve ekstremlerde gezinmek sanki onları daha zinde ve üretici kılar. Böyle insanlara derli toplu bir ev, aile ve eş verseniz işkence görüyor gibi hisseder ve mutlaka tepki gösterir.

Sürekli yüksek tansiyonla yaşayan ve elleri titreyen bu tipler belki bazı konularda benzersiz yeteneklere sahiptirler. Belli bir kulvarda uzmanlaşabilirler ve büyük başarılara imza atabilirler. Elbette bu da önemli. Ama başarı mutlulukla aynı teraziye konulduğunda hangisinin ağır basacağı daha mühim.

Bir zamanlar ünlü ressam Picasso''nun hayatını konu alan bir film izlemiştim. Hiç şüphesiz dünyanın gelmiş geçmiş en büyük ressamlarından birisi olan Pablo Picasso''nun hayatının herhangi bir döneminde mutlu olduğuna ya da etrafındakileri mutlu ettiğine rastlayamadım.

Zaten bu tip dahi kıvamında olan insanların yakın çevresinde bulunmak ayrı bir ıstırap. Bedeli ölçülemeyecek eserleri ilk olarak görmek, onlara dokunabilmek, yakından incelemek ya da dinlemek, mutlaka hoş. Ama bu uğurda ödediğiniz bedel çok ağır.

Üretebilmek için devamlı düşünen bu üstün zekalı ve yetenekli insanların sağı solu hiç belli olmuyor. Bir bakıyorsunuz mutlu mutlu gülümsüyor ve espriler yapıyor, on saniye sonra bir de bakıyorsunuz ki gözlerinden ateşler fışkırarak bağırmaya başlamış.

Böyle bir zikzağa ayak uydurabilmek ise her babayiğiden harcı değil. Kendi hayatınızı bir kenara bırakıp karşınızdakinin hayatını üstlenmek mecburiyetinde kalıyorsunuz. Onu kendinizden daha önemli ve değerli buluyor ve ona göre davranıyorsunuz.

Bu durumda süper egosu zaten fazlasıyla gelişmiş olan muhatabınız size her zamankinden daha kötü davranmaya başlıyor. Onun gözünde ilginçliğinizi kaybediyorsunuz ve bir kenara atılıyorsunuz.

Kendisini sevenleri böylesine hırpalayabilen bu insanlar aslında kendilerini de yalnızlığa mahkûm ediyorlar. Giderek yetenekleri her ne ise onunla baş başa kalıyorlar ve daha değerli eserler üretiyorlar belki. Ama o eserler soğuk kış gecelerinde ya da hayatın insanı köşeye sıkıştırdığı zor zamanlarda teselli edemiyorlar kişiyi. Boynuna sarılıp "boşver, bugünler de geçecek" diyemiyorlar. Eserler, sadece alıyor, veremiyor. Belki onların sayesinde şan, şöhret ve para kazanılabiliyor ama bunlar da soğuk materyaller.

İşte böyle.

Her güzelin bir kusuru var. Mesele, güzeli kusuruyla kabul edip etmemeye karar vermekte.