Kaydet
a- | +A

Bildik deprem muhabbetleri yine başladı. Bu hem sinir bozucu hem de panik duygusunu tetikleyici bir ortam. Bir yandan "olacak olan olur" diyorsunuz, diğer yandan "sebeplere yapışmak lazım" diye hatırlıyorsunuz. İnsan ne yapacağını şaşırıyor. Marmara denizinde süren araştırmaların sonucunda ortaya herhangi bir sürpriz çıkmadı. Uzmanlar, işin adını koydular. "Bir deprem mutlaka olacak ama zamanı tahmin edilemez, olduğunda, şiddeti yedinin altında olmayacak." E, güzel! Bu durumda bizim ne yapmamız gerekiyor? Bu soruyu her gün aklımda evirip çeviriyorum. Korkum ölmek değil. Çocuğumu yeterince koruyamamak. Tabii bir de göçük altında canlı kalma kâbusu var. Her fırsatta insanoğlunun ne denli çaresiz olduğunu hatırladığım halde bu sefer daha farkındayım. Bir şekilde dürtülmüş olan fay hattı gününü bekliyor, kaza ''geliyorum'' diyor. Geçenlerde Milliyet gazetesi İstanbul''un kıyı şeridini kırmızıya boyanmış vaziyette yayınladı. Yani depremde en riskli bölgeler. Bunlar geçen depremde zaten çok sallanmış olan semtler. Avcılar malumunuz. Onu takip eden Yeşilköy, Yenikapı, Kadıköy, Bostancı vs. Marmara denizindeki fay hattı kırıldığı takdirde buralarda ve doğal olarak adalarda ciddi hasar ve can kaybı olacağını bilim adamları haber veriyor. Hatta bunlardan eminler de, daha içeride kalan Şirinevler, Ataköy, Yenibosna gibi semtler konusunda kararsızlar. Oralarda hasarın ölçüsünü kestiremiyorlar. Tabii bir de tsunami faslımız var.

Bunun sadece açık denizlerde ve okyanuslarda olabileceğini okumuştum bir yerlerde. Ama anlaşılan bendeki bilgi sağlam değilmiş. Çünkü uzmanlar Marmara denizi merkezli bir depremde tsunami beklenebileceğini belirtiyorlar. İlk dalganın yaklaşık altı metre boyunda ve diğerlerinden daha az zararlı olacağını fakat daha sonra gelecek ikinci ve üçüncü dalgaların öldürücü olabileceğini söylüyorlar. Beton binaların ahşaplardan daha dayanıklı olduğunun altını çiziyorlar. O anda sokakta olan insanların mümkün olabildiğince çabuk denizden en az iki yüz metre uzaklaşmalarını salık veriyorlar. Bütün bunlar tüyler ürpertici. Hani aksiyon filmlerinde uzmanlar halkı durmadan uyarırlar ama kimse kulak asıp önlem almaz. Bir süre sonra felaket patlak verdiğinde en çok zararı kulak asmayanlar görürler ya. Aklıma hep o tip filmlerden sahneler geliyor. Şimdi de bütün dünya bizi uyarıyor. Dört bir yandan bu işin yetkilileri tahminlerde bulunuyor. Ama bu saate kadar bir kişi bile çıkıp "burada deprem olması ihtimali yoktur" demedi. Her milletten uzmanlar depremin mutlaka olacağını söylüyor. Buna karşılık biz ne yapıyoruz? Hiç! Her zamanki gibi kocaman bir hiç! Öylesine oturup bekliyoruz. Unutmaya meyilli bir halk olduğumuz için geçen on yedi Ağustos gecesi yaşananları da neredeyse unuttuk gibi. O gece yer durmadan sallanırken ve üzerinde bulunan her şeyden adeta kurtulmaya çalışırken bizler kurbanlık koyun misali korkudan titriyorduk. Ama zamana yenik düştü korkumuz. Bildik boşvermişçiliğimizle omuzlarımızı silkiyoruz. Korkunun elbette ecele faydası yok. Ve vakit saat geldiğinde her birimiz dünya sahnesinden çekileceğiz. Ama o saat gelene kadar biraz daha duyarlı olmamız gerekmiyor mu? AKUT üyeleri evlerini bırakıp Polonezköy''de çadırlarının içinde yatıp kalkmaya başladıklarına göre acaba bizden fazla bildikleri bir şeyler mi var? İçinizi sıkmak istemem ama bu deprem olasılığı her geçen gün kafamı daha fazla kurcalamaya başlıyor.

Sözün Özü Piliçlerini yumurtadan çıkmadan önce sayma.

L E V H A Faydasız hayat erken ölümdür.