Bazen bazı okurlarım benim karamsar tablo çizmemden rahatsız oluyor ve bunu açık dille söylüyorlar. Gelen mesajları okurken bu tip eleştirileri gördüğümde acı bir gülümseme yayılıyor yüzüme. Zannedersiniz ki ülkede her şey yolunda, kimsenin hiçbir derdi yok. Buna rağmen ben oturup moral bozucu yazılar yazıyorum ve herkesin neşesini kaçırıyorum. Böyle saçmalık olmaz. Bu ülkede dozu kaçmış olan neşedir zaten. Bir kısım insan o kadar neşeli ki diğerlerine değil gülmek, aç karnını doyurmak için bile fırsat kalmıyor. Neşe fazlamızı nasıl bertaraf edeceğimizi bilemiyoruz. Bu yüzden incir çekirdeğini doldurmayacak konulara milletçe takılıyor, zamanımızı boşuna harcayıp duruyoruz. Yok Banu Alkan''ın zeka seviyesi, yok Jardel''in ülkesine dönüp dönmeyeceği, yok Özlem Yıldız''la Mehmet Ali Erbil''in ilişkisi derken havanda su dövmeyi sürdürüyoruz. Bu arada toparlanmak için karşımıza çıkan fırsatları bozuk para gibi harcıyoruz. Mesela bana göre başımıza gelen en olumlu olaylardan birisi Cumhurbaşkanımız sayın Ahmet Necdet Sezer''in göreve gelmiş olması. Onun kadar ciddi, onun kadar dolu bir insanın Çankaya''da oturuyor olduğunu bilmek bile içimi rahatlatıyor. Ama cıvıklaşmaya ve cıvıklaştırmaya meyilli insanlarımız onu da bıktırmak için ne lazımsa yapıyorlar. Cumhuriyet Bayramı sebebiyle verilen resepsiyonda Cumhurbaşkanına ısrarla Beşiktaş''ın son durumunun sorulması bunun en net işaretlerinden birisi. Bir kere soruyu yanıtladığı halde ısrarla aynı konunun üzerinde duran basın mensubuna, sayın Cumhurbaşkanı, "Bir Ankara temsilcisi olarak soracak başka sorunuz yok mu" dediğinde yadırganıyor bazıları tarafından. Yadırgayacak ne var? Haklı değil mi sayın Sezer? Türkiye''de milyonlarca insan futbolla ilgileniyor zaten. Yerli yersiz bu konu açılıp duruyor. Diğer tarafta ülkenin çok önemli problemleri beklerken Beşiktaş''ı sormak çok mu elzem? Hayır değil. Ama medyatik bir soru ve eğer cevap gelirse hemen Televolelerde yer bulur bir kıvamda. Ekrana kocaman harflerle "Cumhurbaşkanı Scala için ne dedi" gibi cümleler yazıp güm diye insanların beyinlerine çarpmak mümkün bu malzemeyle.
Bugüne kadar hep böyle yapmaya alışmış kişilere farklı tepki verilince ne olduklarını şaşırıyorlar normal olarak. Ben Cumhurbaşkanımızla ve onun tarzıyla gurur duyuyorum. Bunca yıldan sonra böyle bir çizginin de olabileceğini kanıtlayarak hepimize yarınlar için ümit veriyor. Televizyonların haber bültenlerinde çocuk işçiler hakkında özel haberler hazırlanıp yayınlanıyor. Bütün ülkenin tanıdığı ve saydığı, üstelik de çok büyük bir spor kulübünün yöneticisi konumundaki bir iş adamı, on altı yaşından küçük işçi çalıştırmakla itham ediliyor. O da dürüstçe durumu kabul ediyor ve bunun sektördeki yazılmamış bir kural olduğunu belirtiyor. Ne kadar acı! Çocuklarımıza bakamadığımız, onların en tabii ihtiyaçlarını karşılayamadığımız için çalışmak zorunda kalıyorlar. Belki de baskı altında kalıyorlar ve şiddetle karşılaşıyorlar. İş adamı Türkiye''nin bir gerçeğini dile getiriyor. "Bu çocuklar aç. Buralarda çalışmasalar ya tinerci olacaklar ya da hırsız. Bunları aileleri getiriyor. Belki çok doğru değil ama sokakta kalacaklarına hiç değilse üç öğün yemek yiyorlar ve ceplerine biraz para giriyor." Doğru söze ne denir? Açıkçası ben o iş adamına hiç kızamadım. Çünkü bu tablo birebir onun suçu değil. Bu, sistemin sonucu. Eğer bugün sokakta aç insanlar dolaşıyorsa bu hepimizin problemidir. Bunca sorunun arasında müsaade edin de Cumhurbaşkanı futbolla ilgilenmesin. Onun çok ağır bir sorumluluğu var ve çok şükür bunun farkında. Beşiktaş''a gelinceye kadar sırada sayısız acil mesele bekliyor. Hiç yadırgamayın, aksine siz de benim gibi mutlu olun. Beni asık suratlı bulanlara gelince... İnsanların sıkıntılarına bu kadar yakınken içimden oynamak gelmiyor, kusura bakmayın. Keşke gülünecek bir şeyler olsa da ben de gülsem.
Sözün Özü Ağır söz veren hızlı iş yapar.
Levha Cüce dağa çıksa da cüce, dev kuyuya girse de devdir.

