İnsanlar, gayri ihtiyari kafalarında kişi-meslek eşlemesi yapıyorlar. Mesela "bankacı" dediğiniz zaman, akla hemen lacivert takım elbiseli, mavi gömlekli, mutlaka kravatlı, saçları özenle taranmış, tercihen gözlüklü bir kişi geliyor. "İşadamı" tipi de bankacıya yakın. Ama arada standart farkı var tabii. Sonuçta biri paranın sahibi, diğeri hancısı. İşadamının mutlaka siyah ya da lacivert, büyük bir makam otomobili, bunun dışında tatillerde kullandığı kırmızı spor arabası, teknesi, uçağı olmalı. Yurtdışında okumuş olanların da çoğunlukla puro içme alışkanlığı da mevcut. Saatle yarışan borsa, halka açılma, politik etkileşim ve seyahat mecburiyetinin yanı sıra, sosyal etkinliklerde boy gösteren işadamları kimine göre çok şanslı, kimine göre kendinden fedakarlık yapmak zorunda oluşu sebebiyle sıkıntı içinde. En belirsiz tip ise sanatçılar arasından çıkıyor. Sanatçılarda çapraz tepkiye rastlamak sıklıkla mümkün. Zengin aile çocuğu olup, her türlü imkandan faydalanmış ve sonunda sanatçı olmakta karar kılmış kişiler çoğunlukla pasaklı ve dağınık görünmeyi tercih ederler. Kot pantolonun keşfi için her gün sevinirler. Kirli kot pantolonlarını kalın botlar ve birbirinin aynı t-shirtler tamamlar. Çoğunun saçı uzun olur. Onların giyiminde, zenginliklerden duydukları pişmanlığı hissetmek mümkündür. "Ben bunları aştım" mesajı kilometrelerce uzaktan anlaşılır. Buna karşılık fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş, binbir türlü maddi sıkıntıyla yoğrulmuş sanatçılar, zenginlerin tam aksine, giyimlerine çok önem verirler. Bezginlik ve eziklik duyuran fakirliklerini ilk fırsatta pahalı giysilerle ve ödünç ya da kiralık havalı otomobillerle örtmeye, unutturmaya çalışırlar. Bu grubun ortak bir tezi vardır. "Dünyanın dahi standardında, en önemli sanatçıları hep fakirlik ve acı çekmiş kişilerdi." Doğru mudur bilemem ama, bu fakirlikten usanmış kişiler, hemen bond çanta edinirler ve içini dolduracak bir şey bulamazlar. Nasreddin hocanın "Ye kürküm ye" ironisini bir çeşit hayat felsefesi olarak algılarlar ve zaman içinde kendileri de geçmişi unutuverirler. Hatta uzun yıllar hayallerini süslemiş olan şöhret, gün gelip gerçek olduğunda "Rahat alışverişe bile çıkamıyorum. Kendi hayatım diye bir şey kalmadı" diye şikayet ederler. Yazarları ayrı bir sınıfa koymak gerekir. Onlar daha kişilikli daha düşünceli insanlardır.
Bütün bunlar genelleme tabii. Kaideleri bozacak tarzda istisnalar elbette olacaktır. Ama genele baktığınızda bu örnekleri hemen fark edebilirsiniz. Bu kadar maske ve makyajın altında gizlenen hakiki duygular ve gerçek hedefler nedir onu tahmin etmek güç işte. Güç olduğu kadar ürkütücü olan bir başka husus da, gittikçe ağırlaşan hayat şartlarında, insanların ayakta kalabilmek için her yola başvurabilir hale gelmeleri. "Düşen ezilir" tarzı bir ekonomik dünyada, düşmemek için her çareye başvururken, ilkelerden taviz vermemek adeta imkansız. Giderek Dolar''ın yeşili, herkesin en sevdiği renk olmaya başladığında, aşkın pembesi, huzurun maviliği, özlemin sarısı ve masumiyetin beyazı solmaya yüz tutuyor. Böyle giderse utancın kırmızısıyla tanışmak, uzak bir ihtimal değil. İnsanlar belki de farkında olmadan kendilerini sınıflandırıyor, şekillendiriyorlar. Sonra da birbirlerine şaşırıyorlar. Keşke dış görünüş ne olursa olsun kalpler hep sevgi ve şefkatle dolabilse. Keşke...
SÖZÜN ÖZÜ Kötü istek, sahibine kötülük getirir.
LEVHA Paranın değerini öğrenmek isterseniz, borç almaya çalışın.

