"Su nasıl yok olmadan çıkıp gidiyorsa, zaman da aynı şekilde varlığından bir şey kaybetmeksizin akıyor. Görünüşte akıp gitseler de, varlıkları tükenmeyenlere birer örnek sayılırlar. Sabah saatlerinde su çekmek için derenin üzerine eğildiğinde, bil ki, dün yaptığının aynısını yapıyorsun bugün de." Nasıl? Okuduğumda benim çok hoşuma gitti. Yeni başladığım bir kitabın ilk bölümünde karşıma çıkan bu paragraf, derinlere sürükledi beni. Bazen hiç beklemediğiniz bir an ve hiç beklemediğiniz bir yerde karşınıza hayatın gerçekleri ve evrenin sırlarıyla ilgili ip uçları çıkıveriyor. İşte o satırları okurken buna benzer duygular sardı benliğimi. Zaman geçtikçe değiştiğimizi sanıyoruz. Görünüş itibariyle değişiyoruz da. Ama içimizde bir yerlerde bazı detaylar, ilk doğduğumuz günle nefesimizi verdiğimiz an arasında hep aynı kalıyor işte. Sümerlerle başlayan uygarlık tarihinde, o insanlardan çok farklı olarak yaptığımız neler var, hiç düşündünüz mü? Onlar da aile kuruyorlardı, biz de kuruyoruz. Çocuk büyütmek, bir masanın etrafında toplanıp birlikte yemek yemek, başarılı olma isteği, zenginlik arzusu vs. vs. Dikkat ederseniz değişen fazla bir şey yok. Bizim teknik açıdan üstünlüklerimiz var. Ama onlar da bir çok konuda kendilerinden beklenmeyecek kadar donanımlıydılar. Hatta işin aslına bakarsanız, bugün Sümer Uygarlığını araştıran bilim adamlarını hayrete düşürecek kadar bilgiliydiler. Sümerlerden kalan yazıtlar ve bazı kayıtlar gösteriyor ki, bizim daha yeni sayılabilecek bir kısım bilgilerimiz onlarda mevcuttu. Çizdikleri resimler ve güneş sistemine ait şemalar, bugün anlıyoruz ki, birebir gerçekleri yansıtıyormuş. Yani kendimizle ilgili övünebileceğimiz fazla donemiz yok. Onun için bir an önce boş işleri bırakıp dünyada meşgul ettiğimiz hacmin sebebini soruşturmalıyız. Boşu boşuna harcadığımız zamanları düşündüğümüzde kendi hayat süremizden tükettiğimizi görebiliriz.
Sümerler neredeyse bizim kadar çok biliyorlardı ama bizim kadar çok zarar vermiyorlardı bu gezegene. Dünyayı kirleten, durmadan silah üreten ve birbirini öldüren bizleriz. Bugün Avustralya kıtasının üzerinde bulunan ozon tabakası yırtığını gözümüzün önüne getirelim. Yaklaşık Amerika kıtası büyüklüğünde bir alana yayılan yırtılma, orada yaşayan insanların hayatlarını tehdit ediyor. Öğlen saatlerinde sokaklar gözle görülür biçimde boşalıyor. Çünkü öğlen saat on ikiyle, akşamüstü saat dört arasında tene değen güneş ışınları, cilde ciddi anlamda zarar veriyor. Kocaman bölgelerde su toplamaları meydana geliyor. Cilt kanseri vakalarında dehşet verici bir çoğalma söz konusu. Bütün bunların sebebi, kadınların kullandıkları deodorantlar mı bilmem. Açıkçası bu bana pek de inandırıcı gelmiyor. Sanırım bu soruların cevapları NASA''da saklanıyor. Çok uzun süre daha insanlığın bilgisine sunulmayacak bilgileri kendilerine ayırıyor Amerikalılar. Bilgiler gibi sebeplerin de aranması gereken yer sanki NASA''ymış gibi geliyor bana. Yapılan uzay araştırmaları ve bu esnada kullanılan kimyevi maddeler, deodorantlardan daha zararlı olmuş olabilir diye düşünüyorum. Nereden nereye geldik yine. Kafamın içinde bin bir tane fikir dolaşıyor. Hiçbirisinin kuyruğu, diğerine değmezken ben yoruluyorum. İki binli yılların başlangıcını görmüş olan gözlere sahipken hâlâ Sümerler kadar biliyor olmak sinir ediyor beni. Hadi, kendimize haksızlık yapmayalım, onlardan daha çok bildiklerimiz de var. Yaşasın! Başta yer alan paragrafı bir kez daha okumanızı tavsiye ediyorum.
Bugün dünden farklı ne yaptınız?
SÖZÜN ÖZÜ Cesaret bütün silahlardan üstündür.
LEVHA Deha, sabrın bir başka çeşididir.

