Kaydet
a- | +A

Son yılların yükselen değerleri eski yüzlü, kahverengi ve iç karartıcı mağazalar, kullanılmış gibi görünen eşyalar oldu. Bir mağazaya girdiğinizde karma karışık bir dağınıklıkla karşılaşıyorsunuz. Mutfak malzemesinden halıya, iç çamaşırından abiye giysilere kadar her şeyin satıldığı bu kaos içerikli görüntüler beni rahatsız ediyor.

Yeni bir şey almanın zevki olmalı. Pırıl pırıl bir mağazadan seçip aldığınız obje, işini bilen, hünerli eller tarafından şık bir biçimde paketlenmeli. Öyle olmalı ki o objeyi almak, taşımak ve paketini açıp kullanmak, insana ayrıcalıklı olma duygusunu tattırsın.

Bu antikacı yüzlü mağaza modası nasıl ve neden çıktı bilemiyorum. Belki bu sektörde başarılı olmuş birkaç patronun kişisel zevkini yansıtıyor. Büyüklerin seçimleri daha küçük ölçekli mağazaları da etkiliyor ve zincirleme bir eskilik alıp başını gidiyor.

Elbette eskinin de kendine göre güzelliği var. Üzerine sinmiş olan yaşanmışlık cezbedici. Ama benim gözümde antika almanın tatsız bir yanı da var. Aldığınız eşyanın daha önce başkalarına ait olduğunu biliyorsunuz. Kim bilir kimlerin evlerini ve hayatlarını süslemiş olan bu eşyalar uzun yıllar boyunca nelere şahit olmuşlardır. Antika değeri taşıdığına göre pahalı olması gereken bu eşyalar, muhtemelen önceki sahiplerinin sıkıntıya düşmesinden ötürü satılmışlardır. Yani satmak zorunda kalanın gözyaşları kurumuştur o eşyaların üzerinde.

Bir başkasının mecbur kaldığı için istemeden ayrıldığı ve aklının kaldığı bir şeyi büyük paralar vererek almak ve evime koymak bana hiç de hoş gelmiyor.

Bu hassasiyetim belki de kökü Osmanlı Sarayına dayanan eski ve büyük bir ailenin en genç neslinden olmam yüzündendir. Benim ailem de kocaman yalılarda ve konaklarda yaşamış, hakkında kitaplar yazılmış ve bazı eşyaları Topkapı Sarayının müzesinde sergilenmekte olan bir yapıya sahip. Zaman içinde ve ülkenin değişen siyasi atmosferinde o muhteşem zenginlik yavaş yavaş eriyip yok olmuş. Pek çok sevdikleri eşyayı yaşamlarını idame ettirmek için satacak duruma düşmüşler. Elbette genetik şifrelerde asla satılamayacak izler ve dünya görüşü yerleşmiş ama zahirde meydana gelen fakirleşme kolay hazmedilir bir gerçek değil.

Dedim ya, belki de bu yüzden ben antikadan hiç hoşlanmıyorum. Evimde bana ait olan her şeyin ya ilk benim satın aldığım ya da ailemden miras kalması yoluyla bana ulaşmış eşyalar olmasını isterim.

Tabii zevklerle renkler tartışılmaz. Benim soğuk bakmam, antika gerçeğini ve sektöre duyulan ilgiyi değiştirmez. Yine de bu eskiye duyulan merakın günlük hayatı bu kadar etkilemesini anlayamıyorum. Koyu renk ağaç kaplamalar, karanlık mekanlar ve toz kokusu nasıl bir moda anlayışı?

Bana göre mutluluk sevinçte, ışıkta, açık havada, doğada ve temizlikte gizli. Pırıl pırıl parlayan güneşin şefkatli dokunuşuyla renklenen eşsiz güzellikteki çiçeklerde. Aile bağlarında. Şikayetsiz fedakârlıklarda ve huzurda saklı mutluluğun anahtarı.

Yoksa giderek daha fazla tüketen ve giderek daha az tatmin olan bir toplum haline gelmemiz kaçınılmaz olacak.

Şıklık ve zarafet bir yaşam biçimidir. Bunları sağlamak için mutlaka çok zengin olmak da gerekmez. Öncelikle her şeyin temiz ama çok temiz olması, sonrasında birbirine uyum sağlaması yeterlidir. Bakımlı olmak ve bize emanet edilmiş olan vücuda, ruha itina göstermek hiç de o kadar zor değil. Sadece biraz zaman ayırmak yeterli. Bütün bunları sadece kadınlar için yazmıyorum. Aynı tavsiyeler erkekler için de geçerli.

Testi, içindekini sızdırırmış. İçimiz, dışımız temiz ve bir olursa geriye zorluk kalmaz zaten. Dedikoduya ya da başkalarını yaralayacak lüzumsuz işlere harcadığımız vaktin yarısı bile kendimizi mutlu etmeye yeter.

Yeninin yeni gibi, kadının kadın, erkeğin erkek gibi görünmesine nedenli ihtiyacımız olduğu aşikâr değil mi?