Sıcak bunaltıyor. Biliyorum, bu ve buna benzer onlarca başlık okudunuz günlerdir. Ama kusura bakmayın aklımdan bu fikir hiç çıkmıyor. Burnumdan soluyorum. Evden çıkmaz oldum. Giderek sokağa çıkmak fikri daha anlamsız gelmeye başladı. Her türlü hastalığın tetikleyicisi olan sıcak pusuya yatmış beklerken ne işim olur ki dışarıda?
Evde elimde vantilatör ki ben ona artık "vanti" diye hitap ediyorum, odadan odaya yolculuk yaparken aklımda günlük işler var tabii. Birincisi Adalet Bakanlığının ortaya attığı F tipi ceza evi projesi. Bakanlık bu ceza evlerinin beş yıldızlı otel ayarında olacağını, mahkumların daha rahat edeceklerini söylüyor. Üstelik bu proje için ciddi miktarda bütçe ayırmış durumda. Buna karşılık mahkumlar ve aileleri endişeli. F tipi ceza evlerini "hücre hapsi" diye nitelendirip karşı çıkıyorlar. Aklıma Adalet Bakanı sayın Hikmet Sami Türk''ün verdiği akşam yemeği geliyor. O, bu projeye inanıyordu. Peki, bunca yıllık ciddi bir hukuk kariyeri olan, çok iyi bir kalp taşıdığını benim yakından bildiğim bir bakan neden durup dururken mahkumları hücreye tıkmak istesin ve bunun için çuvallar dolusu para harcamayı göze alsın? Bunu düşünmek lazım. Bir tarafta ceza evlerini tatil köyü şeklinde nitelendiren hatta neredeyse özendiren gazete haberleri var. Daha Cumartesi günkü bir haberde Alaattin Çakıcı için haftada bir milyar liranın yatırıldığı açıklanıyordu. Erol Evcil''in haftalık harçlığı beş yüz milyon, Adnan Oktar'' ın ise yüz milyonmuş. Ondan bir hafta önce ise bir avukat, müvekkili ile görüşmek için ziyarete gittiğinde içeriye cep telefonu sokmak isterken yakalanmıştı. Bu olaylar gösteriyor ki, ceza evlerini kontrol altında tutmak zor. Şartları ağırlaştırsanız isyan çıkıyor. Ellemeseniz isteyen istediği gibi davranıyor ve ceza çekmenin caydırıcı özelliği zedeleniyor. Kendimi Adalet Bakanının yerine koymak bile istemiyorum. Geliştirilen projede mahkumların tek başına kalacakları doğru. Bir arada olduklarında çıkan olayları bastırmakmümkün olamıyor çünkü. İçeride ne arasanız var. Telefon, silah vs.
Ceza çekmek konusunda Avrupa''yı göz önünde bulundurursak şartların çok daha ağır olduğunu görürüz. Bunu Alaattin Çakıcı kendisi itiraf etmişti. Elbette gönül ister ki kimse ceza çekmesin. Ama bu mümkün olmadığına göre o zaman ortak bir paydada buluşmak gerekiyor. Koskoca Adalet Bakanının mahkumlardan daha fazla köşeye sıkıştırılması trajikomik bir vaka.
Diğer bir konu ise malum deprem meselesi. Artan hava sıcaklığı, birdenbire vuran, merkezi adalar olan deprem, pencerelerden atlayarak yaralananlar, kalp krizi geçirenler ve yine anlaşamayan uzmanlar. Nerelere kaçsak acaba? Kaderden kaçılmaz tabii. Ama kimsenin bir depreme ve daha sonrasına katlanacak kadar sağlam sinirlere sahip olduğunu sanmıyorum artık. Allah yardımcımız olsun, hayatımız giderek zorlaşıyor.
Sözün Özü Yaşlılık, bilgisiz için kış, bilgili içinse hasat mevsimidir.
Levha Dağ üstünde doğmuş olanı kimse korkutamaz.

