Bu bilim adamları benim içime fenalık getirdi. Mezun olduklarından bu yana hayal bile etmedikleri bir ilgiyle karşılaştıkları için olsa gerek her gün bir yenisi çıkıp yeni bir açıklama yapıyor. İlgiyi sıcak tutmanın tek yolu var. O da "deprem olacak" varsayımlarını sürdürmek. Şimdi tutturmuşlar İstanbul''da 7.7 şiddetinde deprem olacak diye. Bravo Vallahi! Dünyanın bilemediği bir olasılığı bizimkiler şıp diye tespit ediverdiler. İşte bizi farklı kılan bu uyanıklığımız. Benim anlayamadığım, madem böyle bir yetenekleri vardı o zaman neden yaşamış olduğumuz iki büyük depremi haber vermediler bize? Bu soruyu kamuoyu önünde sorsanız "biz her zaman Türkiye''nin deprem ülkesi olduğunu söyledik size" diye demagoji yapacaklardır. Buranın deprem ülkesi olduğunu elbette hepimiz biliyoruz. Mesele detaylı bilgi sahibi olmakta. Mesela şimdi çok net bir iddia ile karşımıza çıktılar. 7.7 şiddetinde bir deprem iddiası... Bir konuda henüz tam kıvamlarını bulamadılar o da doğru tarihi saptamak (!) Böyle bir saçmalık var mı? Aylardır dünyaca ünlü bütün uzmanlar aynı şeyi söyleyip duruyor. "Depremi önceden tahmin etmek mümkün değildir" diye tepiniyorlar. Hatta kuruluşundan bu yana depremle boğuşmuş olan Japonya bile bu konuda herhangi bir ilerleme kaydedebilmiş değil. Ama ben ne zaman gazetelerin küçük ilan sayfalarını açsam depremi önceden haber veren cihaz reklamlarıyla karşılaşıyorum. Bu durumda ya bu Japonlar aptal ya da bizimkiler serbest piyasa şartlarını yanlış yorumluyor. Bilim adamlarıyla boşu boşuna uğraşmıyorum. Son günlerde hızlı tırmandıkları şöhret basamaklarının sorumlulukları olduğunu hatırlatmak istiyorum sadece. Öyle aklınıza estiği gibi çıkıp televizyonda konuşmanız sadece sizi bağlamaz. Bütün bir ülkenin halkını paniğe sürükleyebilir. Ekonomi ve asayiş alt üst olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Milletin evini barkını bırakıp eski zamanlarda olduğu gibi atlarına atlayıp göç etmesi mümkün olmadığına göre ne yapılmasını arzu ediyorlar ki? "Binalarımızı sağlam yapalım" Güzel, yapalım. Pekiyi şimdiye kadar yapılmış olup halen içinde yaşamakta olduğumuz binalarımızı ne yapalım? Cevap yok. Olamaz da zaten. Ben burada oturup tanımadığım bilim adamları hakkında atıp tutmaktan zevk almıyorum. Ama koskoca üniversitelerin önemli kürsülerini işgal etmekte olan bu kişileri hasassiyete davet etmek istiyorum. Gazeteler her gün depremin insanlarımız üzerinde yaptığı olumsuz etkiyle ilgili haberler yayınlıyorlar. Vergi yükü iş dünyasını bunaltıyor. Deprem korkusuna ilave olarak geçim sıkıntısı da baş göstermiş durumda. Emlak piyasası zaten alt üst. Zemininin sağlam olduğu açıklanan Beykoz, Sarıyer gibi semtler adeta istilaya uğrarken Ataköy vs. gibi yerler terk edilmeye başlandı. Bütün bunlar bana hiç de tedbir almak gibi gelmiyor. Tam tersine açılmış olan yaranın kanırtılması gibi geliyor. Böyle giderse ne olmasını bekliyorlar bilemiyorum. Doğanın birlikte yaşadığı insanlardan etkilendiğini mi zannediyorsunuz? Yanlış. Doğa insan gibi zavallı bir yaratığın kirletmesiyle falan sarsılmaz. Allah-ü teâlâ''nın "ol" demesiyle her şey bir anda eski haline dönebilir. Yani bu çevreci hareketler falan fazla bir anlam ifade etmiyor çünkü artan nüfus ve ilerleyen teknolojinin atıklarıyla kirlenen yaşlı dünyamız bizim alacağımız zavallı tedbirlerle düzelemez. Bizim asıl almamız gereken tedbir aklımızı başımıza almak, ayağımızı sağlam basmak ve ruhlarımızı temiz tutmak. Saçma sapan çekişmelerle vakit kaybedeceğimize daha çok dünyamıza layık olmalıyız. Bilim adamları ne derse desin... Günlük hayat akışımıza dönmezsek en az depremin verdiği kadar ciddi sıkıntılarla boğuşmak zorunda kalacağız. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim, ben en az otuz yıl deprem falan olacağına inanmıyorum. Elbette bir dayanağım yok bu sadece bir his. Ama zaten bilim adamlarının da bir dayanakları yok, öyle değil mi? Aramızdaki fark nedir o zaman?
Sözün Özü
Kılavuzu karga olanın başı pislikten çıkmazmış.
LEVHA Dibe vurmadan yüksek sıçrayışlar yapılamaz.

