Kaydet
a- | +A

Gezmeyi özledim. Hem de nasıl. Gözümde tütüyor. Burcumdan mıdır, huyumdan mı bilinmez ben valizimi alıp kendimi şehir dışına atmaya bayılırım. Hiç üşenmem. Hiç gözümde büyütmem. Uzun uçak yolculuklarını tercih ederim. Uçmaktan korktuğumu falan hatırlamıyorum. Sanırım bu, bir cins alışkanlık. Biz ailece seyahati severiz. Küçücüktüm yollara düştüm desem yeridir. Hatta bunu bir şarkı sözü olarak değerlendirebilirim bile. Özellikle yabancı ülkelere gitmeyi severim. Farklı yaşam biçimlerini, güzellik anlayışlarını, damak tatlarını gözlemlemekten keyif alırım. Avrupa''yı bitirdim gibi bir şey. Bir çok yere birden fazla kere gittiğime göre artık daha uzak hedefler koymalıyım önüme. Yalnız bazı şartlarım var. Bir defa gittiğim yer pis olmayacak. Benim midem çok çabuk bulanır. Ayrıca toplumun geneli fakir olmayacak. Benim gözüm çok çabuk yaşarır. Bu durumda Uzak doğunun şansı azalıyor. Zaten merak ettiğimi söyleyemem. Uzak doğu denince hep bulanık kahverengi akan sular, fakirlikten perişan olmuş halk kitleleri, Çin mafyası, maymun beyni yiyen tipler gelir aklıma. Yosundan salata yapmak, tuhaf renklerde püreler icat etmek hep onların işidir. Bir defasında tek başıma Paris''e gitmiştim. Tam delikanlılık zamanlarım... Yalnızken de yıkılmam tipi bir iddiayı gerçekleştirip kendimi kanıtlamanın peşindeydim herhalde. Ana dilim gibi İngilizce konuşabilmeme karşın tek kelime Fransızca bilmiyordum. Ve snop Fransızlar bu duruma uyuz olurlar oldum olası. İnsanların İngilizce öğrenmek yerine Fransızca öğrenmeleri gerektiğini düşünürler. Tabii bu onların fikri. Paris''in ortasında, cebimde para, aklım bir karış havada düşünün beni. Kimseyle anlaşamıyorum. Ukalalığım yüzünden herhangi bir turizm şirketine başvurmuyorum. İlla ki onlar bana uyum sağlayacak! Fransa''nın çok umurundayım ya! Tabii mecburen durmadan Mc Donalds''a takılıyorum. Ama dönüşüme daha çok var ve içim dışım cheese burger olmuş. Sonunda bir gece baktım ki olacak gibi değil. Giyindim süslendim ve sokağa çıktım. Ünlü opera caddesinde yürüyorum. Mutlaka lezzetli bir yemek ısmarlayacağım kendime. İstanbul''daki hayatımı aratmayacak. Epeyce ilerledikten sonra bir lokanta ilişti gözüme. İlginçti çünkü üzerinde en ufak bir açıklayıcı tabela yoktu. İsmi Fransızca bir şeydi. Ben onu zaten anlamıyorum. Avrupa''da bulunması şart olan fiyat listesi de görünürlerde yok... Lokantanın pahalı bir mekan olduğu belli. Hemen içeri girdim. Büyük bir havayla bana gösterilen masaya kuruldum. Herkes sizin, benim gibi görünüyor. Kimsede ilgiyi çekecek bir özellik yok. Mönü geldi. Bizim kullandığımız Latin harfleriyle yazılmış... En pahalı yemeğin en güzel yemek olacağını varsayıp parmak yordamıyla siparişimi verdim. Nasıl da açım. Biraz sonra kocaman bir tabak getirdiler. Sadece ortasında azıcık pembe bir püre var. Bozuntuya vermedim. Bir çatal tatmak gafletinde bulundum. Bana onun ne olduğunu sormayın çünkü hâlâ bilmiyorum. İğrençti. Meğerse orası bir Japon lokantasıymış. Dışarı zor çıktım. Hem de yüklü bir hesap ödeyerek. O zamandan beri çekik gözlülerin mutfağından uzak dururum. Yine de gezmeyi özledim.

Sözün Özü Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?

L E V H A İçinde aşk olmayan hikaye hardalsız bifteğe benzer.