İnsan bazen doğru olanı bilir de yapamaz. Yanlışa direnir de kaçamaz. Sıradan yaşamayı istemez ama seçemez. Aslında insan, kendi aklı doğrultusunda ne kadar ısrar ederse etsin, kaderin ötesine geçemez. Ömür dediğimiz hikaye süratle giriş ve gelişme süreçlerini bitirip sonuca doğru yol alır ama parlaklığıyla övünen zeka bunu hatırlayamaz. Yazık ki insan, acizliğinden hoşlanmaz. Buna direnip, önce kendi nefsinin, sonra da herkesin beğeneceği işler yapmak ister. Belki en beğenilecek iş sevgiyi yakalamaktır ama çoğunlukla onu yakalamayı başarmış keskin avcılar, kafasını duvara asıp makama, paraya dönerler. Kısa zaman sonra duvarda asılı kalan sevgi kurur ve yok olur. Geriye anılar ve keşkeler kalır. Dünya nimeti anlamında her şey kazanıldıktan sonra bunların kıymetinin olmadığı anlaşılıp başa yani sevgiye dönülmek istenirse de artık çok geç olmuştur. Şık dursun diye duvara asılan avcı övüntüsü, cesetten başka bir şey değildir. Nimet elde iken kıymetini bilip ona sahip çıkmak ne şans. Her sabah kalkarken dünyada bulunmanın bir anlamı olduğunu hatırlamak ne servet. Güne başlarken heyecan duyup acele etmek ve her andan keyif duymak, üzerine titremeye değecek tek hazine. Bankada trilyonları olduğu halde bir köşede yapayalnız kalmış ne çok insan var. Kimsenin kendisini düşünmediğinin bilincinde ve çaresiz beklemek zorunda olan... Dışarıdan hoş gelen davul sesi, dibinde durduğunuzda olsa olsa baş ağrısı yapar. Uzaktan güzel görünen hayatlar, içine girdiğinizde nasıl bir yüz gösterir bilinmez. Hem içi iyi, hem de dışı güzel pek az hayat tarzı bulunduğu muhakkaktır. İnsan neyi hayal edeceğini sıkı tartmalı. Dilek kapılarının açık olduğu bir zamana denk gelebilecek istekleri iyice ölçüp biçmeli. Bir zamanlar hamile bir kadın varmış. Bir an önce anne olmak için sabırsızlanıyormuş. Elinde çok güzel bir bebek fotoğrafıyla yatıp kalkıyor ve devamlı fotoğraftaki gibi güzel bir bebeği olsun diye dua ediyormuş. Gel zaman git zaman hamileliğin normal süresi bitmiş ve nicedir beklediği bebeği gözlerini dünyaya açmış. Gerçekten de kadının istediği gibi fotoğraftakinin aynısı bir çocukmuş. Hem de tıpatıp aynı... Yani tıpkı bir fotoğraf gibi duyamıyor ve konuşamıyormuş. Onun için ne isteyeceğimiz çok önemli. Önce şer gibi görünenler hayır, ya da tam tersine önce hayır gibi görünenler şer çıkabilir. İnsan kul olduğunu unutmadan edebiyle ve haddini bilerek yaşamalı. Tabii bir de kendisini seveni bulduysa yakasına yapışmalı. Çünkü gençliğin sonu yaşlılık, zenginliğin sonu fakirlik ve hayatın sonu ölümdür. Ve ölmeden önce aynı hizmete baş koymak, aynı kalp çarpıntısını paylaşmak, aynı göz yaşında yaşama sevinci bulmak için ele geçen belki de tek fırsatı heba etmek, ömür boyu aynı pişmanlık şarkısını söylemek için plakçıyla sözleşme yapmak gibi bir şeydir. Ama tabii insan bazen doğru olanı bilir de yapamaz.
SÖZÜN ÖZÜ
Hakikati söyleyen insanın yüzü kızarmaz.
LEVHA Aşk, emir tanımaz.

