Kaydet
a- | +A

"Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde..." diye başlar masallar. Bir varken bir de yok olmak, masal girişlerinde bile bizlere hatırlatılmak istenmiş belki de... Bir varken, varlığını bilmek ne denli mantıklı bir iştir, birden yok olunduğunda bir daha tartmak gerekir. Var olduğunu zannederken yokluğu yok saymak, ancak kısıtlı kul aklına yakışır bir yanılma. Yokların var sayılanlar hakkında ne düşündüklerini merak ediyorum. Rüyaların gerçeklerden daha gerçek olmaları ihtimali, ihtimal dahilindeyken, gerçeklerin rüyalardan daha sahte olabilecekleri de ortada. Ölümü tattıktan sonra gerçekliğe uyanacağımıza inandığımıza göre, ebedi yokluğun mümkün olmadığı, onun yerine ebedi varlığın, yokluğun başlamasıyla nefes bulacağı da sır değil. Karışık gibi görünse de aslında her sabah hayat denen yalana uyanmak kadar sade. Sadeliğin her zaman şatafattan etkilenmiş donanımsız zekalara zor geldiği, asırlardır düşünürler tarafından hatırlatılmakta olan bir şaka gibi. Yani kibir, sadeliği karışık, karışıklığı etkileyici sanacak derecede kör. Bu durumda kibrin aynı zamanda cahil olduğunu iddia etmek mümkün. Sincap gibi şirin hayvanlar parlaklıktan hoşlanırlar. Yan yana duran mat fakat değerli bir objeyle, parlak fakat değersiz bir obje arasında seçim yapması gerekse parlak olanı seçer. Seçen elbette seçtiğinden mesul ve onun getireceği sonuçlara katlanmak zorunda. Ama diğer sincapların mat olana hayati manada ihtiyacı varsa, o zaman seçen, seçtiği yüzünden diğer sincapların da gelecekleriyle oynamış olur. Tabii bu sincapların sorunu. Bu örnekte bizi bağlayan taraf, parlaklığın her zaman değerli olmayabileceği gerçeği. Sahte ışıklar, bir müddet daha parlak gibi görünebilseler de önünde sonunda solmaya hatta sönmeye mahkumdurlar. Hayat dediğimiz sahtelik içinde bir de sahte ışıklarla aydınlanmaya çalışırsak, zaten yalanla başlamak zorunda kaldığımız nefese bir de kendi yalanımızı ilave etmiş oluruz. Yalan olanın yalan olduğunu anlamak için bile uzun seneler biriktirmek gerekiyor oysa. Ortalama altmış beş, yetmiş sene süren insan ömrünün, iki yalanı ayrıştırıp özdeki gerçeğe yaklaşması ise oldukça zor. Öldükten sonra anlamanınsa kime ne fayda sağlayacağı belli değil. Onun için bir varken birden yok olunabileceğini unutmamak, aslında varken bile dünya üzerindeki milyarlarca insandan sadece biri olduğunu ayrımsamak önemli. Herkes kendi hayatının başrol oyuncusudur. Ama herkes. Yani sizin hayatınızdaki yardımcı oyuncu, aynı anda kendi hayatının yıldızıdır. Yani onun da en az sizin kadar nazlı olmaya, kapris yapmaya hakkı vardır. "Ben neymişim, kimse benden vazgeçemez" tipi düşünceler, halt etmenin daniskasıdır. Geçici bir süre için halt etmekte olanın kendine verdiği "önemli insan" süsünün etkisiyle, kendini kaptıran kısıtlı akıllılar varsa bile sonunda titreyip kendilerine gelecekler ve kimsenin kimseden daha üstün ve daha önemli olmadığını hatırlayacaklardır. Bir varmış, bir yokmuş... Ya da hiç yokmuş, hep olacakmış... Ne fark eder?

SÖZÜN ÖZÜ Konuşmak, öğrenmeye yol açar ama dehanın okulu yalnızlıktır.

LEVHA Bütünüyle onaylama, reddetmenin kibar şeklidir.