Kaydet
a- | +A

Her türlü olumsuz şarta rağmen hayattan zevk almaktan yana olanlar haklılar. Biraz Pollyanna''cılık oynamanın ne zararı olabilir ki? Zaten her işte bir hayır olduğunu söyleyen dinimiz de bu konuda bizleri teşvik ediyor. Gelecek günlere umutla bakmak ve hoşumuza gitmeyen olaylara karşı sabır kalkanı taşımak bizleri daha güçlü kılacaktır. Tabii bunları söylemesi kolay. İş başa düşünce başarılı olmakta biraz güçlük çekmek söz konusu. Mesela geçenlerde beni kızdıran bir olay yaşadım ve o anda bu kadar olumlu düşünemedim. Önemli olan sıcağı sıcağına sabır gösterip pozitif enerji yayabilmek. Pekiyi neydi beni kızdıran. Beni genellikle belli olaylar rahatsız eder. Bunların başında saygısızlık ve yalan gelir. Hemen ardından ise dedikodu sırayı alır. Dedikodu kadar illet bir şey olamaz. Bence boş vakti fazla olanlar ve kafasını kurcalayacak fikirleri olmayanların eğlencesidir arkadan konuşmak. Ömrüm boyunca maruz kaldığım bir sıkıntıdır ayrıca. Sanırım pek çok insan benimle aynı dertten mustariptir. Bu örneklerden birisini dediğim gibi geçen gün yaşadım. Hem de bu köşede yazdığım bir yazı yüzünden. İç sıkıcı bir lüzumsuz gündem maddesi işte. "Kilo almışsın şekerim" başlıklı bir yazıydı ve içeriği, insanların, dış görünüşe gereğinden fazla önem verdiği, bununla dünyanın hiçbir yerinde bu denli çok uğraşılmadığı idi. Hâlâ da aynı fikirdeyim. Hayatımızı güzelliğimizin üzerine kurduğumuz müddetçe huzurlu olamayız. Çünkü güzellik hem geçicidir hem de tehlikelidir. İnsanı beklediğinin tam aksine mutsuz edebilir. Bu yazıyı okuyan birisi, kayınvalidemin bir tanıdığı, hemen telefona sarılıp haber vermiş ve kastettiğim kişinin o olduğunu sandığını söylemiş. Çünkü benim kayınvalidem son derecede hoş bir bayan. Bakımlı, şık giyinen ve sağlığına, kilosuna önem veren bir insan. Son yıllarda ben gereğinden çok fazla kilo aldığım için sık sık uyarıda bulunur. Ama bu tamamen aile arasındaki bir diyalogtur ve ben hiç alınmam. Onun beni sevdiğini ve iyiliğimi istediğini gayet iyi bilirim. O yazıyı yazarken kayınvalidem aklımın ucundan bile geçmemişti. Aslında belli bir kişiyi düşünmemiştim. Bana göre bu, Türkiye''nin saplanıp kaldığı bir sorun. Olaya makro bakıyorum ve kişiselleştirmiyorum. Buna rağmen ailemin içinde huzursuzluk çıkartabilecek bir yanılsamaya maruz kalmak bir sıkıntı. Demek ki bizler yazılarımızı özgürce yazamayacağız. Sürekli bir otokontrol uygulayacağız ve her satırda "acaba bundan kim alınacak" tipi bir gerginlik girecek hayatımıza. Olacak iş değil. Bu psikolojiyle yazı falan yazılamaz. Yazar, her konuda kendisini olabildiğince özgür hissedebilmelidir. Yoksa başarısız olur. Bu da göze alınabilecek bir risk değildir. Yarın öbür gün ben oturup bir roman yazsam ve olaylar gelişirken kadın karakter kocasıyla sorunlar yaşasa, bu bizim evde sorun olduğuna mı işaret edecek? Böyle saçma bir mantık olabilir mi? Hayalgücü denen yetenek nereye saklanır o durumda? İşte bütün bunlar yine ülkemize ait sorunlar. Başka üçüncü dünya ülkelerini bilemiyorum. Ama benim gidip gördüğüm gelişmiş yerlerde insanlar böyle saçmalıklarla uğraşmazlar. Bir kez daha tükettiğim yüksek dozda kültürden utanıyorum. Çünkü ben bireysel olarak ne yaparsam yapayım, eğitim eksikliğinden kaynaklanan bazı sıkıntılardan kendimi koruyamıyorum. Ülke genelinde kurtuluş ihtimalimiz ise yıllara bağlı. Okuyan, anlayan kuşakların alacağı eğitime...

LE V H A Hasmın sitemini anlamamak

hasma sitemdir.