Bir zamanlar yakın bir arkadaşım vardı. Dini bütün bir insandı. Hakkını teslim etmek gerekir, bana bir çok konuda hem çok yardımcı olmuştu hem de İslamiyet''le ilgili bilmediklerimi öğretmişti. Bir gün oturmuş dertleşirken gözlerinde tuhaf bir hüzünle "iyi ki cehennem var" demişti. Önce bu fikir biraz garip geldi bana. Öyle ya, hepimizin en büyük korkusu ölünce cehenneme gitmek ve ebediyen yanmakla cezalandırılmak. Ama sonra açıklayınca ne demek istediğini anladım. Dünya hayatı bitip kıyamet koptuğunda bütün kulların gerçek yüzleri ortaya çıkacak. Maskeler düşecek ve yaşarken kim kimi kandırdı, kim kime iftira attı ve kim gıybet pisliğine bulaştı herkes anlayacak. Cenab-ı Hakk dilediğini affeder elbet ama sonuçta insanların birbirlerine yaptığı kötülükler yanlarına kâr kalmayacak. Bu açıdan bakıldığında baş vuracak bir üst makamın varlığı bütün riskine rağmen insanın içini rahatlatıyor. Yani "mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var" mantığı.
Kul demek hata demek şüphesiz. Derinlemesine incelendiğinde attığımız her adımda sıkıntı olduğunu görüyoruz. Kimin günahı ne kadar bilinmez ama en azından kişi kendi niyetinin ne olduğunu bilir. Yaptığı yanlışları başkalarının kötülüğünü istediği için mi yaptı yoksa sadece kendi aptallığından mı orasını kalp unutmaz. Bu muhasebeyi yaptığınızda içiniz rahat ediyorsa sorun yok. Çok şükür tövbe yolu hep açık. Tövbe eden insanı affedeceğini müjdeleyen Allah-ü teâlâ. Buna rağmen bazı kullar hâlâ burun büküyorlarsa bu onların sorunu. Tabii bir de işin diğer yüzü var. Yani muhasebeyi yaptığınızda kendi art niyetinizle karşılaşmanız. Sanırım bunun sıkıntısı daha fazla. En azından henüz hayattayken başınızı yastığa koyup kendinizle başbaşa kaldığınızda çekeceğiniz vicdan azabı söz konusu. Elbette hâlâ vicdanınızın sesini çıkartmasına izin veriyorsanız. Bunlar zor ve hassas dengeler. Düşünüldüğünde sığınacak bir omuz aratan bilgiler. Günümüzün yaşam koşullarında herşey birbirine karışmışken oturup ayırmaya kalktığınızda iyi ile kötünün çok yakın gibi göründüğüne şahit oluyorsunuz. Daha doğrusu ahir zamanda öyle sanılıyor. Her tarafta tuzaklar hazır bekliyor. Siz ne kadar insanları kendiniz gibi bilirseniz bilin onlar aslında kendileri gibi.
Çocuklara ve gençlere "doğru arkadaş" seçmeleri bu yüzden bu kadar ısrarla söyleniyor. Çünkü insana en büyük kötülükler hep başka insanların sayesinde geliyor. Ender rastlanan doğrular ise çok az olduklarından ne yapacaklarını şaşırmış vaziyette.
Günler inanılmaz bir hızla geçip gidiyor. Geçmişte yaşanmış bir olayın tarihini hesaplamaya kalktığımda yılları birbirine karıştırıyorum. O kadar çok olay, o kadar çok insan yüzü ve ismi var ki bunları doğru dizine oturtmakta zorlanmamak mümkün değil. Kolay olan kimin dürüst kimin haince davrandığını ayrımsamak. Tabii herşey bittikten sonra.
Hani derler ya, "gençler bilebilseydi, yaşlılar yapabilseydi" diye. Bu da dünyaya has bir ironi zaten. Ya bilemiyoruz ya da yapamıyoruz. Geçmişe bakarak "keşke" deyip tepinmek hiçbir yaşanmışlığı değiştirmiyor. Ama ileriye dönük olarak insana paha biçilmez bir tecrübe serveti kazandırıyor. Bir de intikam alma dürtüsü var. Çok büyük bir hata, çok tatsız bir düşünce biçimi. Yine de son derecede insana ait bir zayıflık. Bazen "niye yalnızca ben ceza çekeyim" diye soruveriyorsunuz. Tek başına kalmak ve bütün bedeli ödemek nasıl bir sonuçtur merak ediyorsunuz. Bu da tıpkı aç kaldığı için ekmek çalan bir adamın senelerce hapis yatmaya mahkum edilirken milyon dolarları haksızca elde etmişlerin Hawii'' de güneşleniyor olması gibi bir duygu veriyor. İşte tam bu noktada başa dönüyoruz. Eski arkadaşımın söylemek istediği gerçeğe. İlahi adalet, yanılmayan iradesiyle bekliyor. Kimin ne olduğu önünde sonunda bir biçimde ortaya çıkacak olduktan sonra!..
LEVHA Sabırsız kişi iki kez bekler.

