İnsanın başına neler geliyor hayatta. Ramazan bayramının ikinci günü, bir de baktım karşımda onbeş yıl öncesinden birisi. Benim için önemli bir insan. Onu görünce ister istemez gözümün önünde o günler ve sonrası canlandı. Hafızası pek kuvvetli bir kişi değilim Allahtan. Hatırladığım kadarı bile pek iç açıcı değilken, hatırlayamadıklarımı da hatırlasam canım daha çok sıkılacaktı belli ki. İslam alimlerinin tavsiyesini biliyorsunuz. "Size yapılan kötülükleri ve sizin yaptığınız iyilikleri vakit geçirmeden unutun." Ben bu tavsiyeyi bilerek uygulayacak kadar akıllı olduğumu sanmıyorum. Ama yine Allah tarafından herşeyi hemen unutuyorum. Tabii bazı konu başlıkları dışında... Bayram günü karşımda beliren kişi ise tam bir konu başlığı. Hatta konunun kendisi... Beni, onaltı yaşımın heves ve heyecan dolu delikanlılığına götürdü bir anda. O yaştaki herkes gibi ben de kendimi, istediğim herşeyi elde edebilecek güçte hissediyordum. Bitmek bilmeyen bir enerjiyle hayat mülcadelesine gerekenden fazlasıyla erken atılmıştım. Aklım sıra bir takım klişelere kafa tutuyordum. Aldığım özel eğitimin ve ailemin tek çocuğu olmanın verdiği şımarıklıkla dünyaya baktığımda her şeyin yanlış olduğunu düşünüyordum. Gerçi şimdi de çok şeyin yanlış olduğunu düşünüyorum ya, neyse. İşte o tarihlerde, hayatımın geri kalanı aşağı yukarı planlanmış gibiydi. Eğitimime yurt dışında devam edecek, Türkiye''ye dönüp size bahsettiğim o kişiyle evlenecek ve bir yandan da iş hayatına atılacaktım. Herkes bu planda hemfikirdi. Hatta ben bile. Benim yetiştiğim çevrede artist olmak, sanatçı olmak falan sözkonusu edilecek şeyler değildi. Zaten benim de hiç öyle bir niyetim olmamıştı. Daha doğrusu aklıma bile gelmezdi. Derken bir sabah bir telefon çaldı. Tek bir telefon konuşması... Hattın bir ucunda evleneceğimi düşündüğüm kişi ki ben de onunlaydım, diğer ucunda ise bugün hâlâ kim olduğunu bilmediğim bir bayan. O bir tek telefon konuşması, benim bütün hayatımın rotasını değiştirdi. Şahit olduğum olay beni rahatsız etti ve bir daha geri dönmemek üzere orayı ve o kişiyi terk ettim. Aileme yurt dışına gitmeyeceğimi söyledim. Herkes ayağa kalktı, annem çeşitli fenalıklar geçirdi vs. Sonrası hakkında benim fazla seçim hakkım olmadı. Herşey keniliğinden gelişti ve kaderde ne yazılmışsa onlar tek tek yaşandı. Pişman olmayı hiç sevmem. Yaşadıklarımdan ders alırım ama asla dönüp arkama bakmam. Dolayısı ile bu olaylar hakkında da öyle uzun uzun düşündüğümü söylersem yalan olur. Ama şu kadarını yakınlarımın hepsi bilir ki, hiç de kolay bir hayat yaşamadım. Başkalarından daha çok ve daha zor imtihanlara tabi tutuldum ve her şeyin bedelini ödedim. Şikayet ettiğime şahit olan olmamıştır. Ve şimdi, onbeş yıl sonra o, karşıma geçip benim yüzümden hiç evlenmediğini, benim onun hayatını alt üst etmiş olduğumu söylüyor. Buyrun bakalım. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Hâlâ da bilebilmiş değilim. Açıkçası biraz aptallaştım. Ben binbir tane güçlükle boğuşurken, o ailesinin koruyucu kanatları altında rahatına bakmış ama evlenmemiş. Bu da benim suçummuş! Aynı olayları yaşadığımız halde, nasıl oluyor da bu kadar farklı hatıralara sahip olabiliyoruz bilmiyorum. "Hayat böyle işte" deyip geçmek lazım herhalde ama doğrusunu isterseniz çok üzüldüm. Ve bu yazı bir köşe yazısına benzemedi, sadece sizinle dertleşmek istedim, hepsi bu.
Sözün özü Bütçe yapmak bir kaygılanma biçimidir.
LEVHA Gelirinizle geçinebilmek için bol miktarda borç almanız gerekir.

