Kaydet
a- | +A

Naim Süleymanoğlu''nun başına gelenlere hepimiz üzüldük. Ne var ki tahmin edilemeyecek bir sonuç değil aldığı.

Bulgaristan''dan büyük gürültüyle Türkiye''ye geldiği günleri iyi hatırlıyorum. O dönemde rahmetli Turgut Özal çok çabalamıştı gelebilmesi için. Hatta bir de küçük kız vardı ailesine kavuşturulan. O şimdi nerelerde bilmiyorum ama geldiği günden itibaren Süleymanoğlu''nun nerede, ne yaptığını hep bildik. İlk zamanlar Bulgaristan''da yapmak zorunda olduğu ağır idmanların sayesinde başarılarını sürdürdü. Ama her zaman tatlı hayata karşı bir eğilimi vardı. Gece kulüplerinden çıkarken yakalandığı gazetecilerle kavga ettiğini bile hatırlıyorum. Özel hayatını bir türlü düzene sokamamasının acısını çekiyor şu anda. Sporculuk gibi saf disipline bağlı bir mesleği seçtiğinizde çok çalışmaktan başka seçeneğiniz kalmaz. Hele de dünyanın tanıdığı bir halterciyseniz hiç kaçamak yapamazsınız. Bu ülkenin havasından mıdır, suyundan mı bilinmez, gelen değişiyor. Belki Türk milletinin engin hoşgörüsü rahatlık sağlıyor. Sebep ne olursa olsun Naim''in aldığı ders ağır oldu. Ve sanırım bu olaydan hepimiz faydalanabiliriz. Ne oldum değil ne olacağım demedikçe işler yolunda gitmiyor. Bir kaç sene önce yüzlerce kameranın takip ettiği, aynı anda milyonlarca seyircinin izlediği bir sporcu, bir şampiyonken bugün sıfır çekip kariyerinizi çöpe atabiliyorsunuz. Hayatta hiçbir şey garanti değil. Zaten hayatın kendisi geçici. Bunun böyle olduğunu bildiğimiz halde bazen hepimiz şımarabiliyor, sınırlarımızı zorlayabiliyoruz. Gözümüzün önünde gençliğinde çok meşhur olup da şimdi sokaklarda sürünen bir çok örnek var. Ama bizler bunu hâlâ görmezden geliyoruz. Tüketmeye alıştırılmış insanlar olduğumuz için sürekli kendimizi, paramızı, hayatımızı tüketiyoruz.

Hal böyle olunca sonuç da kendiliğinden geliyor. Süleymanoğlu sadece bir örnek. Zaten üzülmüş bir insanı yerden yere vurarak biraz daha üzmenin kimseye faydası yok. Ama diğerlerine, hepimize bazı doğruları göstermesinden dolayı bir süre konuşulacak gibi görünüyor. İnsan "keşke" diyor, ister istemez. "Keşke halteri ya bırakmasaydı ya da bu saatten sonra dönmeseydi." Kilosundan dayanıklılığına kadar her türlü detayın dikkatle takip edilmesi gerekirken oyun disiplininden kopup sıradan insanlar gibi yaşayınca bu iş olmuyor demek ki. Şimdi ne olacak? Olacak olanlar belli. Bir müddet hakkında yazılıp çizilecek ve önüne gelen fikir beyan edecek. Madalya alan arkadaşları büyük bir coşkuyla karşılanırken o sessiz sedasız ülkeye dönmeyi tercih edecek. Ve korkarım ciddi bir depresyonla boğuşmak zorunda kalacak. Kısacası yazık oldu. Keşke -işte yine bir keşke daha- komünist rejimle idare edilen bir ülkede yaşadığı dönemde baskı altında kalarak, zorla yaptığı çalışmaları özgürken de sürdürseydi. Başarının kendi seçimi olduğuna daha kolay inanırdık o zaman. Ama şimdi ister istemez, bazen insanları zorlamanın sonuç getirdiğine inanacağız.

Bunlar da hayatın cilveleri. Bu arada hazır Olimpiyatlar hakkında yazarken sevgili Halil Mutlu''yu ve judoda altın madalya kazanarak hepimizi sevindiren sporcumuz Hüseyin Özkan''ı tebrik edelim. İtiraf edeyim Özkan''ın başarısı beni biraz daha fazla etkiledi. Çünkü Halil Mutlu''dan zaten böyle bir sonuç bekliyorduk. Ama Hüseyin Özkan tamamen beklenmedik bir biçimde ve ilk günden itibaren Türkiye''de çalışarak bu madalyayı aldı. Umalım ki daha birçok sporcumuz bayrağımızı göndere yükseltip İstiklal marşımızı dünyaya dinletsin.

SÖZÜN ÖZÜ Vatanını en çok seven, görevini en iyi biçimde yapandır.

LEVHA Az düşünen çok konuşur.