Kaydet
a- | +A

Ne kadar yazarsak yazalım, ne kadar üzülürsek üzülelim, toplumdaki yozlaşmanın önüne geçemiyoruz. Bunun başlıca sebebi başı çekmesi gereken kişilerin tarz ve üsluplarına önem vermemeleri.

İki sanatçı arasında yaşanmış olan düzeysiz çekişmeyi yeni yeni unutmaya başlamıştık ki bu sefer başka bir olay patlak verdi. Hülya Avşar''ın programının çekiminden sonra konuğu Nazan Öncel dişlerinin arkasında sakladığı "inci"leri döküverdi. Durup dururken ortaya "sen yalaksın" diye bir laf attı.

Şimdi sizce bu sağlıklı bir davranış mı? Aklı başında bir insan bırakın gazetecilerin önünde olmayı, evinde bile bu şekilde konuşur mu. Üstelik madem ki Hülya Avşar''ı beğenmiyordu, o zaman neden programına konuk olmayı kabul etti.

Birçok sorunun içinde benim en çok aklımı kurcalayanı "neden sanatçılar artık bu şekilde konuşuyor" sorusu. Sanatçı demek sanat yapan, sanatla içli dışlı olan insan demektir. Ve sanat, insanı, insana, insanca anlatmayı hedefler. Sadece diploma anlamında değil. Ruh anlamında da genelden daha üst seviyede olmayı gerektirir. Hayata kendi penceresinden bakıp bütün insanlık için yorumlamaya çalışmaktır sanatçılık.

Elbette sanatçılar da insandır ve insanca hatalar yapacaklardır ama terbiyesizleşmek insanca bir hata değil cehalettir. Cehalet de sanatçıya yakışmaz. Buradaki cehalet, kendini yetiştirememiş olmak anlamında kullanılıyor. Yoksa neden herkes Oxford mezunu değil şeklinde değil. Biraz mürekkep yalamış, biraz aile terbiyesi almış, birazcık da kitap okumuş hiç kimse bu şekilde konuşmaz.

Bu davranışların önemli bir sebebi dikkat çekmek olabilir. Sadece bir televizyon programına katılmak yeterli gelmeyince o gece haber bültenlerine konu olmak amacı güdülüp böyle ipe sapa gelmez laflar söylenebilinir. Ama amaç ne olursa olsun çoluk çocuğa bu biçimde örnek oluşturmanın kamu vicdanı anlamında da sıkıntıya sebep olacağını düşünmek gerekir.

Belki de bütün mesele bu bir tek kelimede düğümleniyor. "Düşünmek". Malumunuz düşünme yeteneği yalnızca insan oğluna verilmiş bir nimet, bir ayrıcalıktır. Düşünceye bağlı olarak irade gelişir. Bütün bunları topladığınızda, dünya üzerinde yaşamakta olan bunca varlığın arasından insanoğlu sıyrılır. Bu durumda bu ayrıcalığın hakkını vermek ve ona layık olmaya çalışmak gerekir. Yoksa korkarım diğer canlılardan farkımız kalmaz.

Örneğini verdiğim bu olayda kişiler beni ilgilendirmiyor. Nazan hanımın kim olduğu ya da neden böyle konuştuğu değil mesele. Mesele, bu davranışların sanatçılar arasında alışkanlık haline geliyor olması.

Eğer her önüne gelen televizyona çıkıp birbirine bu şekilde hakaret ve küfür ederse, bu rezilliğe de milyonlarca insan şahit olursa, biz çocuklarımıza küfürlü konuşmanın ayıp ve günah olduğunu nasıl anlatabiliriz?

Hayatta her şey dozunda bırakıldığında güzeldir. Dolayısıyla hoşgörünün de bir dozu olmalıdır. Milleti hoş göreceğiz diye bütün örf ve âdetimizden, kimlik ve kişiliğimizden vazgeçmemiz gerekmez herhalde. Eğer bunu yaparsak, toplum olarak zararlı çıkarız. Kötü örnekler giderek çoğalır ve doğrular azınlıkta kalmaya başlar. Bu da toplumda kalitesizleşmek demektir ki, bana göre acı sona açılacak son kapıdır.

Çiklet çiğneyerek sokakta dolaşan kadınlar, elinde sigara vitrinlere bakanlar, herkesin içinde saç saça baş başa kavgaya tutuşanlar, kadınlara laf atan erkekler, karşı cins araba kullanıyor diye gurur yapıp trafikte tehlikeli sıkıştırmalar yapanlar, kadın gibi giyinip kadın gibi davranan erkekler boşuna çoğalmıyor dışarıda. "Koskoca bilmem kim yapıyor, ben neden yapmayayım" sorusu çoğaltıyor bu çirkinlikleri.

"Benim neyim eksik" mantalitesi sesine dayanılmaz kişileri şarkıcılığa itiyor. Kolay zengin olup köşe dönmek isteği milleti zıvanadan çıkarıyor.

Tabii yine biz istediğimiz kadar şikayet edelim hiçbir şey değişmeyecek. "Dangalak" ile başlayıp "yalak" ile devam eden bu seviyesizlik korkarım daha çok uzayacak. Üstelik bunlara çanak tutanlar utanmak bir yana daha çok destekleyecekler.

Hülya Avşar gibi düşünüyorum. "Ya bende bir arıza var, ya da insanlara bir şeyler oluyor".

Sözün özü Saf konuşur, beyinsiz inanır.

LEVHA İlk hata saflığın, sonrakiler suçun eseridir.