Kaydet
a- | +A

Dilimize yerleşmiş olan hitap şekillerinin bazıları gerçekten ilginç. Mesela, kalabalık bir lokantada oturmuş yemek yerken, yan masadaki, açık yeşil takım elbisesini, yakası açık gömleğinin içinden gözüken, kalın altın tasma ile süslemiş bir yağız beyefendinin, garsonu çağırmak için önce ıslık çalıp ardından da "gözüm, baksana buraya" şeklinde avaz avaz bağırması ile irkilebilirsiniz.

Buradaki "gözüm" yakıştırması nereden hasıl olmuş belli değil. Kelime manası sevgi içeriyor gibi gelse de ilk başta, aslında gizli bir aşağılama taşımakta. Satır arasında "ben müşteriyim, sense garson" hatırlatması gizlenmiş durumda.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Aynı tip bir başka beyin otoparktaki kahya ile konuşurken "canım, şu Mercedes''imi getiriver" demesi, günümüz Türkiye''sinde kimseyi şaşırtmaz herhalde. Tabii, sarı permalı saçlarını, koyu ve abartılmış bir makyajla tamamlamayı alışkanlık haline getiren hanımları da unutmamak gerekir. Bu tip hanımlar sanki sözleşmiş gibi, siyah dar pantalon giyerler genellikle. Ve siyah rengi kırmızıyla eşlemeyi de çok severler. Herhangi bir alışveriş sırasında, karşılarındaki satış görevlisi kıza "şekerim" diye seslenirler. Hiç tanımadıkları görevlinin nereden "şekerleri" olduğu sorusu, soru olarak kalmaya mahkumdur.

Eğer görevli erkek ise, bu tip bayanlar, kendilerince bir edep sergileyerek "şekerim" kelimesini "hayatım" olarak değiştirirler. Mesela saç yaptırırken kuaförüne "hayatım, saçımın sarısını biraz daha açalım mı?" diye sorabilirler.

Bu durumda, müşterisinin "hayatı" rolüne uygun görülmüş olan kuaförü derin bir düşünce alır. Çünkü "daha açık sarı" diye bir renk kalmamıştır palette. Daha açık olan renk, olsa olsa parlak beyaz olabilir.

Buna karşılık "abla" ve "abi" kelimeleri alabildiğine saygı içerir. Bu hitapların, yaşla fazla bir ilgisi de yoktur. Bir bey, karşısında bulunan kendisinden daha genç bir hanıma "abla" diye hitap ederse, bu tamamen saygıdan kaynaklanır. Bence bu kelimeler diyaloğa belli bir mesafe de getirir ki bunun olsa olsa faydası olur.

Diğer yandan çok saygın gibi gözüken "hanımefendi" kelimesi, söyleyenin tonlamasına göre mana değiştirir. Bu centilmen gerçekten bu kelimeyi kullanmak istediğinde ortaya özenilecek bir cümle çıkar. Ama sokak ortasında, bütün parayı bozmaktan hiç haz etmemiş bir taksi şoförü müşterisine tıslar gibi "hanımefendi" derse, ister istemez ortaya hakaret çıkar. Bu tip "delikanlı" tabir edilen kişiler tanımadıkları bayanlara "yenge" ya da "bacım" diyebilirler. Bunun sebebi olsa olsa ülkemizde çok önem verilen "namus" kavramına uygun hareket etmiş olmaktır.

İşte bu yüzden bir bayanın başka bir bayana "bacım" demesi, hoş karşılanacak bir durum değildir.

İşyerlerinde, müdür olmayan birisine "müdürüm" dediğinizde, size kolaylık sağlayacağını düşünebilirsiniz.

Televizyon dilinde de "sevgili" ve "değerli" hitapları çok rağbet görür. Cümleye "sevgili seyirciler" diye başlamak çoğu kez, ilk cümleyi söyleme telaşını azaltır.

Bu hitapların fazlaca kullanılmasından rahatsız olan bazı sunucular, bazen değişiklik olsun diye lafa "dostlar" gibi kelimelerle başlamayı denerler. Ama nedense bizim seyircimiz bu tip konuşmaları yadırgar.

Bugün bu konunun üstünde durdum. Çünkü görüyorum ki herkes konuşmakta olduğu halde hâlâ kimse birbiriyle anlaşamıyor. O zaman aklıma "belki kullanılan hitap şekilleri uygun değildir" fikri takıldı. Ve sizlerle paylaşmak istedim.

Sözün özü Sevmek inanmak demektir.

LEVHA Akılsızlar, hırsızların en zararlılarındandır. Zamanınızı, neşenizi ve mutluluğunuzu çalarlar.