Kaydet
a- | +A

Yeni bebeği olanlara, daha tecrübeli anne babalar çoğu kez tavsiyede bulunurlar, "Aman kucağa alıştırma. Her ağladığında kucağına alma." Bu, bence duyabileceğiniz en saçma cümle. Bu tavsiyenin satır arasına baksanız karşınıza çıkacak ana fikir şöyle bir şey; "çocuğun kendisini yalnız ve çaresiz hissettirmek için onu sevginle sarmalama. Bırak sevgisizliğe ve sertliğe alışsın." Nasıl bir öngörüdür bu? İnsanlar birbirlerini daha çok seveceklerine, gittikçe daha kalın ve dikenli kabuklar oluşturup yüreklerini ve sevgilerini daha derinlere gömüyorlar. Sevginin bir çeşit zafiyet olduğunu, bunu diğer insanlar fark ederse zarar verebileceklerini düşünüyorlar. Aslında yıllarca "erkekler ağlamaz" diye öğreten kavgacı kültür zaman içinde daha da ileri giderek "kadın gibi zırlama"ya kadar varmıştır. Göz yaşlarının kalpteki merhametin ve sevginin en belirgin işareti olduğunu insanlara yıllardır unutturmaya çalışan bu hastalıklı zihniyet, şimdi karşı karşıya kaldığımız şiddete meyilli, uyuşturucudan medet uman, karamsar gençliğin temel sebebidir. Aşkın, dünyadaki en güçlü hissetme biçimi olduğu ve bu uğurda kralların tahtlarından, gariplerin canlarından vazgeçebildikleri tarihle tescillidir. İnsanlığın var olduğu günden bu güne kadar rastlanan en saygın ve insana en yaraşır duygu aşktır. Aşkı tarif etmek, pek çok sanatçının denediği ama bir türlü tam başarılı olamadığı bir muamma. "Çok yoğun, gözü karararak sevmek ve bu uğurda dünyadan vazgeçebilmek" diye özetlenebilirse de, bu cümleler asla yürekteki o deli gibi çırpınmaları, yüzünü görmezse öleceğini düşünen ve çaresiz kalan aklı, tam olarak ifade edemiyor. Karşılıksız sevebilmek, sahip olunabilecek en büyük servet. Bir düşünün. Allahü Teala''nın yarattığı bir başka kulu, hiçbir sebep yokken ve hiçbir sonuç beklemeden ölesiye sevmek, onu Allah rızası için sevmek, bütün eksikleri ve kusurlarıyla sevmek, sizce de saygı duyulması gereken bir durum değil mi? Böylesine derin ve güçlü bir aşkla sevmek, herkesin başına gelir diye bir kural yok. Aslında gözünüzün maddiyatçı zihniyetinde tutup birisini bu şekilde severseniz, insanlar size deli muamelesi yapacaktır. Evdeki buzdolabının Amerikan ya da Türk malı olması, kapınızın önünde bekleyen, otomobilin kaç milyar ettiği, bugün artık kişiliğinizi ve saygınlığınızı biçimlendiriyor. Ne yazık ki dünya malı, bu zamanda başrolü üstlenmiş vaziyette. "Ye kürküm ye" misali, ne kadar insan olduğunuz, ne kadar paranız olduğuyla eşdeğer. Nasıl oluyor da herkesin sonunda aynı cins ve boyda sıradan bir kumaş olan kefenle gömüleceği unutuluyor. İster zengin olun, ister fakir nihayetinde aynı şartlar ve kurallarla gömülecek ve yanınızda hiçbir şey götüremeyeceksiniz. Koskoca İstanbul şehrini genç yaşında almayı başarmış Fatih Sultan Mehmet bile beyaz kefenden başka bir şeyle gömülmemişken bizlerin mal zenginliğinin ne kıymeti olabilir ki? Yaşarken ve ölünce, tek sermayemizin sevgi olacağını anlamak neden zor geliyor? Sevgi ve aşk, ilahi duygulardır. Onlar, Allah''ın kullarına bahşettiği ayrıcalıktandır. Yarattığının aşkla sevilmesi, özenmektendir, inanmaktandır. Günümüzde sadece aileler uygun gördü diye birbirini tanımadan evlenen çiftlerin zamanla alışsalar bile derin bir aşka kapılmaları yüzde bir ihtimal bile değil. Birbirlerine saygı duyabilirler ama aşk çoğu kez tutarsız ve kuralsızdır. Aşık olduğunuzda saygı falan akla gelmez. Karşınızdaki ne yaparsa yapsın affedersiniz. Hiçbir kusurunu isteseniz de göremezsiniz. Aşk, tutkudur. Kavga, dövüş, hassasiyet hiçbir şey sizi vazgeçiremez. Onu böylesine değerli kılan kalbe verdiği güçtür. Elbette saygı da önemli ve hoştur ama bu denli köklü ve derin değildir. Günün birinde sevdiğiniz birisini unutabilirsiniz ama aşık olduğunuz insanı unutmanız mümkün değildir. Bu şartlar göz önünde bulundurulduğunda, yalan dünyada gerçek sevgilere sahip çıkmaktan başka çare olmadığı aşikardır.

SÖZÜN ÖZÜ Dünya malı dünyada kalır.

LEVHA Sevgiyle bakabilen göz, güzel gözdür.